Günümüzde değil tarih boyunca insanla özdeşleşmiş sözcükler vardır. Sadık, dalkavuk, yağcı, itaatkar-asi, şaklaban, fırdöndü, yalaka, onurlu, gibi

 

İktidar-güç ise insanların vazgeçemediği ido'dur. Siyasette, iktisatta, sosyal hayatta, kültür hayatında değişmez bu olgu. Güçlü olmak iktidar sahibi olmak teba oluşturmak, Bu bazı kesimlerde sadık eleman ya da biat edenler olarak da ifade edilir. Hatta bazen biat kültüründen bahsedilir.

 

Çoğu kez iktidar gidince güç sarsılınca sadakat ta gevşeme ve nihayet ihanetler başlar. Geçmişteki bağlılık yerini zıt düşünce ve davranışa bırakır.

 

Bu nedenle iktidar ve güç değişkendir. Ortama, zamana, kişiye göre değişir.

 

Hatta güçlü iktidar sahibinde mi yoksa bu özelliklere sahip olana biat edende mi? Sadakat ne amaçladır? Çoğu kez bu göz ardı edilir. Kişiler genellikle çıkar amaçlı bağlılık gösterisinde bulunur, Çıkarına dokunulduğu anda o artık düşmandır. Kirli çamaşırlar birer birer serilir öne.

 

O bakımdan tarih; övgü ve yergileriyle bu kişilerin öyküleriyle doludur. Bunları sonraki nesillere yazarlar aktarır.

 

Yazarlık; diğer insanlardan farklı olmaktır. Bu fark kendisini yazarın kaydeden ve hatırlayan insan olmasında gösterir. Ama yazarlık, aynı zamanda hatırlatan insan olmayı da içerir.

 

Bugünün dünyası görsel bir kültüre dayanıyor. Görselliğin bu hâkimiyetine karşın, görmek değil öne çıkan, sadece bakmak. Yazarlar onu yapıyor: Baktığımız, yanımızdan geçen, bize sürtünen ama görmediğimiz şeyleri gösteriyor bize; yani, hatırlatıyor.

 

Her şeyi kullanıp attığımız bir kâğıt mendile dönüştürdüğümüz bugünün dünyasında göstermek ve hatırlatmak başlı başına bir eylem, siyasal ama bir o kadar da insani!

 

O zaman ister istemez şeylerin dünyasına dalıyoruz. Mevsimler, zaman, insanlar, müzik, kentler, anılar ve hatırlamalar yazarların konusu!

 

İnsani olan hiçbir şeyin yabancı olmadığı bir dünyadan derlenmiş, söz, yazı, görüntü üçgeninde somutlaşmış bir yazı herhangi bir yazı olabilir mi?

 

Odada oturan: bakıyor ve gösteriyor mu, bakılıp görülüyor mu?

Yazının ve sözün bilmecesi; çözümü insan!

 

Yaşamda hemen her şey zıddı ile tanımlanır. Siyah-beyaz, iyi-kötü, güzel-çirkin, cennet cehennem, karakterli-karaktersiz, dürüst-sahtekar, namuslu-namussuz, iffetli-iffetsiz, ahlaklı-ahlaksız. Bunları çoğaltmak mümkün!

 

Günlük dilde sıkça kullandığımız kelimeler bunlar olmakla birlikteki, kişileri ve olayları tanımlamalarımızı bunlar belirler.

 

Her şeye rağmen dost kalabilmek, inadına o, her şeye rağmen o diyebilmek.

Okuyucuyla dostluk köprüsü, yazılarla ama doğru, gerçek içerikle kurulur.

 

Medyanın kamuoyunu bilgilendirme işlevinde ve yanıltıcı bilgilerin rekabet ortamında, dostlukları bile bir tarafa bırakan acımasız gerçekler dünyasını aktarması.

 

Ya da; yılların tecrübesi ile gözlemlerini şiirimsi anlatım diliyle yazıya dökmesi, böyle bir algılama nedeni.

 

Kalıcı olan; yazılar, yazarlar ve dostluklardır. İrdelenmesi gereken temel konu; yazıyla bütünleşen yazarların, toplumu aydınlatmada bilgilendirmedeki yeri ve rolüdür.

 

Peki ama toplumun emeğini sömüren sloganlarla kitleleri uyuşturanların etkisini ne yapacağız? Siyasetçi hesap vermez. Denir ki siyasetçi dokunulmazdır. Onun cezasını halk sandıkta oyu ile verir. Bütün vatandaşlar adalet önünde hesap verirken ayrıcalıklı sınıf siyasetçiler hesap vermez duruma getirildi.. Peki ama bu nasıl oldu? Demokrasi denilen uyuşturucu sistemle.

 

Sorgulamamız gereken hukuk devleti olmadan demokrasinin olamayacağı değil mi?

 

Günün Sözü; Ağızdan çıkan sözün sahibisin ama yazıya aktarılan sözcüklerin esirisin.