Beşinci kez toplandıklarında işveren temsilcisi sendikaların bile hükümetin teklifi olan yüzde üçlük artışa itirazla % 4,5 – 5 oranında artış olması teklifine bile kulak tıkayan hükümet yetkilileri işçi sendikalarının TUİK verilerine göre en az yoksulluk sınırı seviyesine (1205 TL.) çıkmasını önerdiği asgari ücret teklifine cepheden karşı çıktığını bundan önce Aralık ayı içerisinde yaptığı beş toplantıdaki tavırlarından biliyoruz.
       Bu gün (yılın son günü 31 Aralık Salı) altıncı kez toplanarak malum olanı ilan ederek milyonlarca emekçiyi 45- 55 TL. Aralığında bir kırıntı artışa mahkûm ederek yeni yıl kutlamalarına katılarak “ülkemiz ekonomik dengelerini gözeterek vere bilecekleri en yüksek asgari ücreti belirlediklerini, hayırlara vesile olmasını dilediklerini” utanmadan sıkılmadan demeç diye verecekler.
Milyonlarca işçiyi ve ailesini ilgilendiren 2014 asgari ücreti, yılın son günü Ankara dakapalı kapılar ardındaki bir toplantıda belirleniyor.  Hükümet programı doğrultusunda işçinin günlük çalışma ücretine yaklaşık 1 liralık bir zam öngörülüyor.
Bu zammın ardından atılacak nutukları artık ezberledik. Her sene açlık sınırının altında asgari ücret belirleyip sonra da “İşçiyi enflasyona ezdirmedik” derler. Açlık sınırının altında bir ücretin, toplumsal bir cinayet olduğunu söylediğimizde yanıtları hazırdır: “Daha fazlasını vermeyi tabii isteriz ancak ekonomik gerçekler elvermiyor” diye nutuk atarlar.
Çünkü işçiyi sefalete ikna etmek için ekonomik gerekçeler öne sürenlerin ayakkabı kutularından milyonlar çıktı. Her gün ekonomik büyüme mucizesini anlatırlarken neyi kastettiklerini işçiler bir kez daha gördü. Büyüyen bir avuç zengin azınlığın serveti iken, asgari ücretli milyonlarca işçinin tanıklık ettiği tek mucize, açlık sınırının altında bir ücretle yaşamını sürdürmeyi başarmak oldu.
Evet, milyonlar açlık sınırının altında bir asgari ücretle çalışıyor! Bağımsız araştırma kuruluşlarının hesaplamalarına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1121 lira. İşçi ailesiyle beraber tüm gelirini beslenmeye ayırdığında bugünkü asgari ücret, asgari gıda ihtiyacının bile %75’ini karşılayabilmektedir. Yani bir ayın dört haftanın üçünde karnını doyabilen aile son hafta açlığa mahkûm edilmektedir. Bunun adı cinayettir!
Barınma, ısınma, eğitim ve sağlık gibi tüm ihtiyaçların karşılandığı insan onuruna yakışan bir ücret, bugünkü asgari ücretin 4 katından bile fazladır.
Devletin resmi istatistik kurumu TÜİK’in yoksulluk sınırını temel alarak yaptığı hesaplamalara göre ise asgari ücretin en az 1205 lira olması gerekiyor. Ancak bu ülkenin Başbakanı tüm bunlara kulaklarını tıkayarak, asgari ücretlinin kendi dönemlerinde üç öğün simit yiyerek beslenebildiği ile övünebiliyor.
Aylık maaşı asgari ücretin 17 katı olan bir bakan, “800 TL ile bal gibi geçinilir” diyebiliyor. İşçilerin 800 lira ile geçinmesini, çocuklarına bir gelecek sunabilmesini bekleyenlerin oğullarına belli ki asgari ücretin 17 katı bile yetmiyor!
Milyonlar açlık sınırının bile altında bir ücretle çalışıyor çünkü birilerinin servetinin 34’e katlanması, ayakkabı kutularının dolması gerekiyor. Bu yüzden ekonomik büyüme işçinin cüzdanına uğramıyor.
Rakamlar açık. Ekonomik büyüme ve kişi başına düşen milli gelir artışı yansısa asgari ücretin 1634 lira olması gerekiyor. Aradaki fark nerede derseniz; o fark birilerinin hanlarında, hamamlarında, birilerinin gemiciklerinde, birilerinin ayakkabı kutularına tam gaz dolmaya devam ediyor.
Bu ülkede 16 milyon ücretli çalışanın %44’ü asgari ücretle çalışmaktadır. Kayıtdışı ve güvencesiz çalışanları, yani asgari ücrete bile erişemeyen milyonları düşündüğümüzde tablo daha net ortaya çıkmaktadır. Milyonlarca insanın yaşamını doğrudan belirleyen bu komisyonda işçi, işveren ve hükümet temsilcilerden oluşan 15 kişi vardır ama işçi temsilcileri de dâhil tek bir asgari ücretli yoktur.
Patronlar cephesini temsil eden TİSK ve Türkiye’nin en çok taşeron işçisini çalıştıran en büyük işvereni olarak toplantıya katılan hükümet komisyonda çoğunluğu temsil etmektedir. İşçi kesiminin temsiliyeti ise sadece Türk-İş’ten 5 üye ile sınırlıdır. İşte bu nedenle ortaoyunundan başka bir şey olmayan Komisyon toplantılarında alınan kararlar baştan gayrimeşrudur. Milyonlarca işçiyi ve aileleri ile birlikte 20 milyon kişiyi doğrudan etkileyen ve bence en büyük toplu sözleşme görüşmesi olan sonuçları bakımından tüm çalışma yaşamına direk ve en direk etkisi olacak bir kararın yılın son gününe bırakılması da son günlerin moda deyimiyle “manidardır.”