,

ÖZDE AKADEMİSYENLERİN DOĞU TÜRKİSTAN GEZİSİ (SİNCANG MI DEMELİYDİM?) ÜZERİNE BAZI SORULAR

"Kaşgar Camisinde Uygurlu imam bize Cami hakkında bilgi verdi. Amide 400 kişi namaz kılabiliyor."

Bu sözler sözde bir akademisyene ait.

Sözün neresinden tutsanız elinizde kalır. Ne akademik karşılığı var, ne bilimsel gerçekliği ne de sosyolojik tutarlılığı.

Ya hu, ne yapacağız biz bu aydıncıklarla?

Ne zaman Orhun Yazıtlarında açıkça belirtilmesine rağmen tekrar tekrar aynı tuzaklara düşmekten kurtulacağız?

Neden tarihten ders alınmaz?

Neden Çinlilerin ipekli kumaşlarına, tatlı diline ve propagandasına kanmaya devam edilir?

Hazır Çin'e kadar gitmişken bu aydınlar:

Neden “Bir Yol Bir Kuşak” projesi neymiş, erkekleri toplama kamplarına gönderilen Türklerin kadınlarının yatağına zorla sokulan Çinli erkekleri ve “ Kardeş Aile” uygulamasını araştırmazlar?

Neden minicik Türk yavruların annelerinden koparılıp Çin asimilasyonu ile nasıl Çinlileştirildiklerini, organ mafyasına satıldıklarını soramazlar?

Neden gencecik Türk kızlarının; vahşi Çin mahkûmları, ÇKP polisleri, askerleri tarafından günlerce nasıl tecavüze uğradıklarını dile getirmezler?

Neden Doğu Türkistan’daki 48 maddelik – kültür, dil, din, millet kavramlarını ortadan kaldıran- yasak listesi doğru mu diye bir Çinli yetkiliye iletmezler?

Neden biraz ellerini vicdanlarına koyup da tespit edilebilen 1200’den fazla toplama kampından ve buralarda soykırıma uğrayan 4 milyon soydaşımızdan bir sual açmazlar?

Veya neden yayımlanan uluslararası raporları inceleyip de bir akademisyen ahlakı ile :

“Çoluğunun çocuğunun gözleri önünde yediği dayaklarla sakat kalan, tecavüze ve cinsel şiddet sonucu aklını oynatan soydaşlarımızı…

Köle gibi çalıştırılıp da aç, susuz ve uykusuz bırakılan kardeşlerimizi…

Çöl ortasındaki kamplarda yazın sıcağında, bazen de kışın soğuğunda çırılçıplak hâlde cezalandırılan Uygurları…

Zorla, domuz eti yedirilip içki içirilen dindaşlarımızı…

Umutları, yarınları ellerinden alınan soylu bir milletin soylu evlatlarına yapılanları, hazır Çin'e kadar gitmişken, sormazlar…

Neden sözde iletişim çağında; geride bıraktığı aile ve yakınlarıyla bağları kopartılan, bir şekilde görüştüğü tespit edilenlere soluğu toplama kamplarında aldırılan Doğu Türkistanlıları dile getirmezler?

Çocukları kreş ve yatılı okullara kapatıldığı için aklı hep onlarda kalan anneleri sormazlar...

Mesela, toplama kamplarındaki soydaşlarımıza, Çin Komünist Partisi (ÇKP) ideolojisinin söylevlerini, marş ve şiirlerini ezberlemek zorunda bırakılan, bir dinmişçesine partinin liderlerine tazime zorlanan esirleri de görmeyi istemezler...

Kısacası, Türk oldukları için Müslüman oldukları için, öz yurdunda kendi kimliği ile yaşamak istedikleri için asimilasyon ve soykırıma uğratılan Doğu Türkistan gerçeğini neden haykırmazlar?

Biz söyleyelim:

Çünkü kalemini satanlar hakikati de satar.

Çünkü, parayı verenler istediklerini söyleyecek, yazacak hasarlı aydınları da bulurlar.

Yazıklar olsun!

İçerde de dışarıda da adı Türk olup da Türklüğe ihanet edenlere yazıklar olsun.

Yazıklar olsun Türklüğü satanlara...

Yazıklar olsun "Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin
Her şey Türklük için!" sözünün özünü anlyamayan sözde aydınlara...

Yazıklar olsun, "Emrolunduğu gibi dosdoğru" olamayanlara.

Sözümüz kime mi?

Üzerine alması gerekenlere...
...