Okullarda bizlere, Türklerin Anadolu’ya, 1071 yılında Malazgirt zaferiyle hâkim oldukları ve Göktürk Devleti’nin tarihte kurulan ilk Türk Devleti olduğu öğretildi.  Ancak yapılan yeni araştırmalar, Türklerin Anadolu’ya ilk olarak M.Ö.7. ve 6. yüzyılda geldiklerini gösteriyor.
DYAP(Doğu Anadolu Yüzey Araştırmaları Projesi)’nin proje Başkanı Doç. Dr. Alpaslan Ceylan, bu tezi savunanlardan birisi ve verdiği bir demeçte şu açıklamayı yapıyor: “... Erzurum’un Karayazı ilçesindeki Cuni mağarasındaki kaya resimlerinde Oğuz boylarına ait bazı damga mühürler yer alıyor. Kars’ın Kağızman ilçesinde de geçen yıl ortaya çıkardığımız ve Milattan sonra 4. ya da 5. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen kaya resimleri, runik harfler de Türk tarihi açısından çok önemli bulgular. Ayrıca Hakkâri stelleri gibi onlarca tarihî ve kültürel bulgu, Türklerin Anadolu’ya geliş tarihiyle ilgi önemli ipuçları veriyor. Atalarımız M.Ö 7. ve 6. yüzyıllardan itibaren geldikleri Anadolu’da kalıcı olmuşlardır.”
Göktürk Devleti’nin “ilk Türk adını taşıyan devlet” olduğu tezini çürüten,  Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş’in açıklamaları da aynı doğrultuda: “Anadolu Türklerin ikinci yurdu değildir. Anadolu Türklerin anayurdudur. Anadolu’da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış, öğrencilere öğretiliyor. Elimizdeki metinler M.Ö.2200’lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya’dan gelmiş. Fırat nehrini aşarak Anadolu’ya geçmiş. Anadolu’da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17’si Hatti Kralı Pampa’nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı’na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler. Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail’di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu’da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.”
Prof. Memiş, Anadolu’nun en eski sahiplerinden Hurriler’in devamı olan ve milattan önce binlerde yaşayan Türki Krallığı’nın “Türk adını taşıyan ilk devlet” olduğunu vurguluyor.
Bin yıllık ata yurdu Anadolu’nun, esasında binlerce yıllık Türk yurdu olduğunu Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinden de öğreniyoruz.
 “Bu memleket, (ANADOLU) dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin ‘Yüksek tecellisine’ sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedi bin senelik öz Türk yurdu ve Türk beşiğidir…)
Peki, binlerce yıllık tarihe sahip olan Türklerin, ordusu ne zaman ve nasıl kuruldu? Gelin bunu da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinden öğrenelim.
“Türklerin gerek Orta Asya'da gerekse Orta Asya dışındaki geniş sahalarda ve çeşitli yabancı kavimler üzerinde hâkimiyet kurmaları ancak güçlü orduları sayesinde olabilmiştir. Kişi olarak askerliğe gönül veren Türkler tüm dünyaya ordu-millet olduklarını kanıtlamışlardır. Göktürk Kitabeleri'nde belirtilen tanrı vergisi askerlik görevi, Türklerin bütün zamanlarda ülküsü kabul edilmiştir.
Türk Ordusu’nun ve Türk Kara Kuvvetleri’nin ilk kuruluş tarihi MÖ 209 yılıdır. Asya Hun İmparatoru Mete tarafından kurulan ordu, aynı zamanda da ilk teşkilatlı Türk ordusudur. Mete Han tarafından kurulan ilk daimi Türk ordusu 10'lu teşkilat sistemine göre oluşturulmuştur. Bu teşkilatta en büyük birlik 10.000 kişilikti ve bu birliğe "tümen" adı veriliyordu. Tümenler de 1000'li, 100'lü ve 10'lu olmak üzere kademeli olarak küçülen birliklere ayrılıyordu. Söz konusu bu teşkilat, ufak değişikliklerle bütün Türk devletlerinde varlığını sürdürmüştür.
Türk Deniz Kuvvetleri’nin tarihi, Anadolu Selçuklu Devleti ile başlamıştır. 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonraki yıllarda Türkleri açık denizlerle tanıştıran ilk öncü beyi Emir Çaka (Çağa Bey) Bey zamanında ilk Türk donanması denize indirilmiştir. (1081) Çaka Bey'in Bizans donanmasını yendiği Koyun Adaları Zaferi’nin tarihi olan 19 Mayıs 1090, Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir. 1401 yılında da Gelibolu Deniz Üssü tamamlanmıştır.
Türk Hava Kuvvetlerinin tarihi ise, 1 Haziran 1911'de kurulan "Tayyare Komisyonu" ile başlamıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti, ömrünü tamamladığında yerini Anadolu Beyliklerine bırakmış; bu beylikler arasında Osmanlı Beyliği, kısa sürede en kuvvetlisi hâline gelmiş ve gazilerden kurulu beylik ordusu, İmparatorluk zamanında yeniçeri ve tımarlı sipahilerden oluşan yeni bir daimi orduya geçilmiştir.  
Osmanlı İmparatorluğu, en zayıf döneminde Birinci Dünya Savaşı'na katılmış, dünya coğrafyası ve siyasal düzeni üzerinde yaşamsal rol oynayan Çanakkale Muharebeleri, Türk milletinin yeniden doğuşunu simgelemiştir. Birlikte yola çıktıkları müttefiklerinin yenilgisi, Osmanlı İmparatorluğunun da sonu olmuş, ülke toprakları işgal edilerek ordu dağıtılmıştır.”
Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine göre silahları alınıp dağıtılan Osmanlı ordusu, işgalci devletler ve Damat Ferit Paşa hükûmeti tarafından antlaşma hükümlerine uymak zorunda bırakılmıştır.  Terhis edilen Osmanlı Ordusu’nun yerine, millî güçlerden oluşturulan bir direniş örgütü olan Kuva-yi Milliye Hareketi ortaya çıktı.  
Kuva-yi Milliye, Anadolu’nun ilk silahlı direniş gücüdür. Anadolu’nun işgali üzerine başlayan ve bağımsızlık mücadelesi veren Kuva-yı Milliye’ ye, Osmanlı askerleri de katılmışlardır.  Bağımsız yerel yönetimlerde dağınık olarak faaliyet göstermelerinin yarattığı sıkıntılar sonucunda, Atatürk’ün girişimiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan sonra bir araya getirilmiş ve 1. İnönü savaşında da düzenli bir orduya dönüştürülmüştür.
İşte bu tarihte eşi ve benzeri olmayan Türk Ordusu; MÖ 201 yılında gerçekleştirdiği Tatung-Fu (Çin Sındığı) savaşının ardından, Malazgirt Zaferi ile Anadolu topraklarına silinmesi mümkün olmayacak bir damga vurmuş, İstanbul’un fethi ile çağ açıp-çağ kapatmış, Çanakkale’de yazdığı destanlarla Anadolu’yu geçilemez kılmış, Sakarya Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun tüm yollarını düşmanlarına kapatmış ve nihayet Büyük Taarruz-Başkumandanlık  Muharebesi’nde elde ettiği zaferle şanlı tarihini taçlandırmıştır.  
Türk ordusu ve yirminci yüzyılın en büyük asker ve devlet adamı olan Mustafa Kemal ATATÜRK; Birinci Dünya Savaşı'nın ardından tarihe karışan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarında, sonsuza dek sürecek Türk Cumhuriyeti'nin temellerini atmışlardır.
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, 2 bin yıllık tarihi geçmişi olan bir Ordu’nun askerleri kurmuştur...
Bu gerçeği hiç kimse inkâr edemez…
***
Kozmik Oda ile başlayan Ordu’yu yıpratma süreci, sözde Balyoz Davası sonucunda çıkan mahkûmiyet kararlarıyla en üst seviyeye çıkartılmıştır. Orduyu sindirme ve vesayet altına alma siyaseti, fırsat kollayan iç ve dış düşmanları cesaretlendirmektedir. Yabancı basında Türk Ordusu ile ilgili olumsuzluk içeren haberlerin yer aldığını, basınımızdan öğreniyoruz.  Cumhuriyetimizin 89. Yılını kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde, güçlü bir orduya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
Türk Ordusu siyasetin dışında kalmalıdır, buna bir itirazımız yoktur ancak; Türk Silahlı Kuvvetleri, iç ve dış düşmanlarımıza karşı tek caydırıcı unsurumuzdur. Orduyu yıpratarak bir yerlere varılamaz.
Türk Milleti, Ordusu ve milletiyle bir bütündür…
Bu bütünü kimse ayıramaz…    
Yeter ki biz ordumuza güvenmeye ve destek vermeye devam edelim…