Herkesin, hukuka, yargıya bakış farklılıkları olabilir. Ama yürütmenin, yani idarenin, yani siyasilerin yargıya yaklaşımı ile nasıl böyle olur diye sorgulaması çok ilginç bir durum!
 
Savcı bir soruşturma açsa lehe ise alkış, aleyhe ise karalama! Hakim lehe bir karar verse iyi, aleyhe karar verse karalama! Yargıtay-Danıştay kararları lehe ise övgü, aleyhe ise karalama!
 
İlgili ilgisiz, herkes yorum yapıyor.
 
Böyle bir durumda adalet nasıl dağıtılır. Yandaş savcı-yandaş hakim, karşıt savcı karşıt hakim algılaması ile topluma bunun yansımasının getireceği sonuçları düşünen yok.  
 
Ağzı olan konuşuyor. Hem öyle konuşuyor ki dersiniz, kin, nefret ve öfke her etrafa saçılıyor. Gazeteler, TV ekranlarında yapılan açıklamalar vatandaşın kafasını karıştırıyor..
 
Çağdaş demokratik ülkelerde ülke vatandaşlarına yönelik böylesine; ya benden yanasın ya karşısın anlayışının devlet yetkililerince yapıldığını göremezsiniz.
 
Siyasetçi-yandaş gazeteci, yandaş hukukçu, yandaş akademisyen doğru düşünecek ama yargı mensubu yanlış düşünecek, böyle bir mantık devlet yönetiminde istikrarı, toplumsal düzeni sağlar mı? Bunun sonu kaostur. Birileri ısrarla kaos peşinde!. Peki ama neden?
 
Bakın; çifte standart bakışın başını Anayasa Mahkemesi Başkanı çekmiş ve birilerini karşı taraf ilan etmiş ve onlara, aşağılar bir sesle ve sözlerle kibirli demişti.
 
Anayasa Mahkemesinin, Danıştay'ın ve Yargıtay'ın verdiği her karar tartışma konusu. Kibir, beğenmemezlik denilen illet ülkeyi sarmış durumda..
 
Adalet Bakanı da yargıya yönelik itirazlara marijinal teşhisini koymuştu. Bu teşhisten sonra yandaşı görünen birçok yazar ve dernek de iktidarı terk etmişti.
 
İşlevinin bittiği anlaşılan dernek, kişi, gazeteci bertaraf ediliyor. Hani, taraf olan bertaraf olur. Kimliksiz, kişiliksiz, bilgisiz yeteneksiz kişilerin yaklaşımı bakışı budur.
 
Yıllardır bu ülkede adaletle oynanıyor. Adalet, adaletsizlikle eş anlama getirildi neredeyse. Her yargı düzenlemeleri sorun çözmek yerine yeni sorunları beraberinde getiriyor. İnsanlar adalet aramak için iktidar yanlısı bir hukukun insafına sığınmak zorunda kalıyor.
 
Hukuk diye çırpınanların anlatmak istediği Yargı bağımsızlığını muhafaza edebilmektir.
 
Adaletle bu kadar oynanmasını tehlikelidir. Hakk'a değil, bize sığının diyen, büyük yanlış yapar. Hele bunu yapanlar ben her şeye kadirim moduna girerlerse, bu daha ürkütücü olur.
 
Hukukun bittiği yer herkese göre değişebilir ama bir gerçek vardır ki o da şu: Güçlünün keyfiliği ancak yargısal denetimle ve hukuk kuralları ile önlenir.
 
Bir kesime göre bu ülkede hukuk katledilmiştir. Hak, hukuk ve adalet tükenmiştir. İşin artık cılkı çıkmış ve endazesi kaçmıştır. Diğer kesime göre herşey normaldir.
 
Türkiye; Hukuk devleti ve sosyal devlet olmalıdır. Bunu ise başta siyasilerin savunması gerekir. Çünkü hukuk, bir gün herkese gerekli olabilir.
 
Milletin dediği oluyor diye yandaşlar kollanıp korunuyorsa ve ses çıkmıyorsa, hukuk ve yargı kim için var kim için yok sorusu sorulmaz mı?
 
Anayasa ve kanunlara istisnasız herkes uymak zorundadır.
Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın ve Sayıştay'ın kararları ile gerekçeleri ve içtihatları bağlayıcıdır.
 
Yargı kararları; yürütmeyi de, yasama organını da, Cumhurbaşkanı'nı da ve bütün kurumları da bağlar.
 
Anayasayı, yasaları ve yargı kararlarını etkisiz hale getirebilmek için yapılacak her türlü düzenleme, tutum ve davranış, yerine göre kanuna veya Anayasaya karşı hile oluşturur.
 
Kendisini hukukun üstünde görerek, ben yaptım oldu mantığıyla hukukun fiilen ihlali, çok tehlikelidir. Böyle bir yolun açılması, ülkemizi; Anayasaya, kanunlara ve yargı kararlarına uyulmayan, güçlünün haklı olduğu Vahşi Batıya çevirir.
 
Durum böyle iken bu ülkenin hukuk-siyaset ilişkisinin normalleşmesini beklemek fazla iyimserlik gibi görünmüyor mu?
 
Günün SÖZÜ: Adaletin tükendiği yerde güçlünün zorbalığı başlar.