FUTBOLU FUTBOL OLMAKTAN ÇIKARANLAR VE ÇARŞI TARAFTAR GURUBU!
 
 
 
      Bu satırların yazarı “futbol taraftarı” olma bilincini çocuk denecek yaşlarında babasının sıkı bir “Kara kartallı” olmasına rağmen sarı kırmızılırenklere hemhal olmuş ve o günlerden bu günlere Galatasaraylı olma aidiyetiyle her türlü koşulda inadına “Cim Bom Bom” diyerek gelmiştir.
    “Sezar’ın Hakkı Sezar’a” özlü sözünden hareketle Futbol taraftarı kimliğimden bağımsız Çarşı Taraftar Gurubunun Hakkını Çarşı Taraftar Gurubuna teslim etmemiz gerekiyor. Olimpiyat stadyumunda geçtiğimiz Pazar günü yaşanan provakatif olaylar karşısında takındığı tutum ve yayınladığı basın bildirisiyle taraflı tarafsız biz futbol severlerin gönüllerindeki haklı yerlerini bir kez daha sağlamlaştırdılar.
     Ülkemizde futbol gündemi her an meşgul etmiştir. Sadece saha içi değil saha dışı da çok hareketli geçer. 90 dk’yı 5 saat tartışan televizyon programları, futbolcuların yaşam tarzlarıyla doldurulan magazin programları, bonservis bedelleri, saha dışında atılan çalımlar yani futbol yeşil saha içinde bulduğu ilginin çok daha yükseğini saha dışında bulur.
     Pazar günü oynanan Beşiktaş – Galatasaray derbisi festival ile açılmış bayram tadında açılanmaç gayet güzel başlamış hatta birçok derbide tanık olduğumuz futbolcuların birbirlerine sakatlama girişimlerine bile sahne olmamıştır. Ne Galatasaray yenik durumdayken bu yola başvurmuş ne de Beşiktaş 2 gol yedikten sonra…
Gençlik ve Spor Genel Müdürü’nün açıklamasına bakarsak Maç öncesi turnikeler kırılıyor, kapılar kırılıyor, bilet okuma cihazları devre dışı kalıyor, üst araması yapılamıyor ama maç ne hikmetse oynatılıyor. 77 bin satılan biletler kombine biletlere bir de bedava eklenince 85bin kişinin izlediği maçta birçok kişinin üst araması dahi yapılmadan maç başlatılıyor.
90+1 oynanırken sert bir faul ve Melo’ya gösterilen kırmızı kart bu noktadan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Futbola biraz aşina olanlarca bilinen “pitbul” lakaplı Melo tribünlerin alışkın olduğu basit bir tahrik edici harekette bulunuyor. Her maçta karşı takımı sinirlendiren adamı ve hareketini görmeden “tahrik” olan ve sonradan bunu bahane ederek “ya Allah bismillah Allahuekber” nidalarıyla sahaya atladığı iddia eden“taraftarlar” önce oyuncuları lince yöneliyor sonra sayısı yetersiz olan özel güvenliği kovalıyor, çevik kuvvet gelince de görevini tamamlamış gibi tribünlere dönüyor. 4 savcının izlediği maçta denenen bu organizasyon herhalde kitlelerin nasıl manipüle edilebileceğini, provakatif eylemlerin karanlığını statlarda nasıl yayılabileceğinin denenmesidir.
Benim bile bildiğim taraftar gruplarının tek bir doğuş amacı vardır. O da desteklediği takımın öyle ya da böyle kazanması için onu yalnız bırakmamaktır. Fakat “1453” adlı taraftar grubu Çarşı’nın tribün hâkimiyetini yok etmek üzerine birleşen siyasi/taraftar grubu olarak doğmuştur. 1453 taraftar grubunun ilk pratiğimizi sergileyeceğiz diye davet ettiği derbinin 70.dk’da tribünde kavganın çıkmış olması 20dk. Sonra olacakların habercisiydi.
Gezi direnişinin en aktif, cesur, kitlesel ve renkli gruplarından Çarşı Beşiktaş taraftar gruplarının arasında en etkin ve muhalif olma özelliğiyle genel akım medya tarafından bu işi yaptıysa onlar yapmıştır söylemlerinin başlanması aslında operasyonun adresini de bizlere gösteriyor. Çarşı, Gezi Direnişindesisteminkarizmasını çizmeyi başarmıştı. Şimdi sıra sistemin egemenlerinde, detaylı bir siyasi argümanla birleştirilen bu provakatif eylemin amaçları  bence başlıca ;Çarşı’ya karşı itibarsızlaştırma ve dezenformasyon sürecinin başlaması, statlarda muhalifliğin öncüsü olan Çarşı’da ki sosyalist/devrimci/demokrat insanların tasfiyesi, statlarda ki Pazar günkü  gibi “anarşi” ortamının ancak güvenlikçi politikalarla dizginleye bileceği ve güvenliğin en üst seviye de tutulması, hukuki düzenlemelerle kolluk güçlerinin her yere hakim olmasının önünün açılması, Beşiktaş taraftarlarının, başvurusu yapılan 2020 Avrupa Futbol Şampiyonasını alamayıp ülke için hainlik yaptıkları ve hükümetin kışkırtıcı politikalarının önünün açılması gibi nedenleri sıralaya biliriz.
      İlk akla gelen bu söylemlere karşı tribünlerde kulüp başkanlarının ağızlarının içine bakmadan sadece kendi içlerinde ki sesi dinleyen taraftar grubu olan Çarşı yalnız kalmamalıdır. Çarşı’nın yıpratılması, şu anki hali bile oldukça karanlık olan futbolun tribün ışığının kaybolmasıdır. Hepimiz farklı takımlardanız ama yükselenimiz ÇARŞI olunduğu bilinmelidir.