Düzenin egemenleri “ileri demokrasisi” adına konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarına yönelik rutinleşen gözaltı ve tutuklama terörüne kesintisiz devam ediyor. Ancak otoriter, faşizan rejimlerde rastlanabilecek, emek ve demokrasi düşmanlığı üzerine inşa edilen bu sözde “ileri demokrasiye” muhalefet eden herkesin göz atına alındığı, tutuklandığı süreçlerden geçiyoruz.
       Yapılan, yapılmakta olan saldırıların tesadüfi olmadığı, emekçiler yönelik yeni saldırı yasalarının meclise sunulacağı günlerin arifesinde böylesi saldırıların artarak üzerimize gelineceğini biliyor, siyasal iktidarın emekçilerin gündemini değiştirmeye yelteneceğini, bizi kriminalize ederek kitleler nezdinde küçük düşürmek için yapacağı hamlelere anlayacağı dilden cevap vermenin hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmaktan geçtiğini gerçekliğiyle karşı karşıyayız.
     Büro Emekçileri Sendikasının kendi iş kollarındaki sorunlar için 2012 yılından bu günlere öre geldiği ve 2013 yılı “Vergi Haftası” süresi içerisine gerçekleştireceği Greve başta KESK’e bağlı sendikalara üye emekçiler olmak üzere gelişmelerden “şikâyetçi” tüm emekçiler destek vermelidir.    
       Genelde  yoksulluk sınırı altında bir gelir düzeyinde çalışmak zorunda bırakılan biz kamu emekçileri ve özelinde büro emekçileri iş kolunda hizmet üreten SGK, Maliye ve Adliye çalışanlarının 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortadan kaldırılan ikramiyeleri ve yılbaşından bu yana gasp edilen fazla mesai ücretlerini talep etmek, hükümetin gündeminde  olan “performans uygulamaları” “Kamu Personel Rejimi” düzenlemeleri gibi saldırı hazırlıkları 27 Şubat grevinin alt yapısını oluşturmaktadır.
      Evet, emekçiler olarak artık yeter demeliyiz; insanca yaşam ve çalışma koşullarından giderek uzaklaştırılan, çalışma koşulları her geçen gün daha da ağırlaştırılan SGK emekçileri örneğinde olduğu gibi işe giriş çıkışlarda “turnikeler ve yüz okumalar” dan tutunda, çalışma ortamlarımızın  kameralarla denetlenerek, “Alo İhbar” hatlarıyla haksız ve hukuka aykırı muamelelere maruz bırakılan biz kamu emekçilerinin artık yeter demek için çok haklı gerekçelerimiz mevcuttur.
       Son on yıllık uygulamalarla unvan yükseltme ve görevlendirilmelerde liyakat ve kariyer rafa kaldırılmış, kadrolaşma kamu kurumları genelinde yaygın bir hale getirilmiştir. İl Merkez Müdürlüğü ve Müdür Yardımcılığı kadrolarına kıdem ve liyakat esasına bakılmaksızın hiçbir sınava tabi tutulmadan yapılan “vekâleten” atamaların sürekli değişen görevde yükselme yönetmelikleriyle asaleten atamalara dönüştürüldüğü ve bu uygulamalara karşı örgütlü duruşumuzla yürüttüğümüz  hukuksal  mücadeleye rağmen artarak devam ettiği bir süreçte grev yapılmayıp ta ne zaman grev yapılır? Grevin zamanı mı? Diye soranlara ben de şu soruyu sormak istiyorum. Bu gün değilse ne zaman? Merak ediyorum.
       Büro emekçilerinin talebi aslında bir bütün olarak tüm kamu emekçilerinin talebidir. Başta onların taleplerinin yerine getirilmesi 27 Şubat grevinin yurt sathında iyi örülmesinden ve başarıya ulaşmasıyla doğru orantılıdır. Büro emekçilerinin kazanımı tüm kamu emekçilerinin ekonomik ve demokratik hak kazanımına hizmet edeceği unutulmamalıdır. Egemenler ve siyasi iktidar bu gerçekliği gördüğü için greve ve kamu emekçilerinin örgütlü gücü KESK’e karşı saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bizde emekçilerin yegâne gücü ve inceliği olan “dayanışma” kültürümüzü hareket ettirerek 27 Şubat günü büro emekçilerinin grevine destek vermeli, arkadaşlarımızı yalnız bırakmamalıyız.
       Unutmamalıyız ki greve vereceğimiz destek tüm emekçilere daha fazla özlük, ekonomik ve demokratik hak kazanımı olarak geri dönecektir. Grevin temel taleplerinden biri olan ve konfederasyonumuz KESK tarafından hesaplanan 3.481 TL. Taban aylık istiyoruz şiarı tüm kamu çalışanların ortak talebidir.
       Alanlara çıkarak, iş yerlerimizin önünde grev halayları çekerek hizmet üretiminden gelen gücümüzü göstermenin vaktidir. Grevi savsaklamak, bilinmez günlere ötelemek ve görmezden gelmek yapılacak en vahim hatadır. Bu hatayı yapanlar emekçiler nezdinde asla ve affedilmeyecektir.