12 Eylül’ün baskıcı otoriter ortamını iliklerine kadar hissederek yaşamış ve tanıklık etmiş bizim yaş ve önceki kuşaklar için cunta şefinin ölüm haberi “üzüntü” yaratmıştır. Üzüntü yaratmıştır çünkü: halkımızın vicdanında çoktan hak ettiği cezanın infazını kendimiz kesemediğimiz için.  

 

     Tanıklık etmeyenler, yaşamayanlar pek bilmez. Ama sesi, kullandığı kavramları, üslubu, mimikleriyle o dönemi yaşamış çocukların bile belleğinde karanlığı, acıyı, zulmü simgeleyen haki terörün baş temsilcisiydi o... 

 

     Emperyalistler ve canım ülkemin zengin kodamanlarının, beraberce üzerinde hem fikir oldukları kan içici ceberutluğun gözü en kara temsilcilerinden biri olarak kayıtlarımızda, belleklerimizde silinmeden tap taze duracak, Faşist Cunta şefi tipolojisi olarak anılacaktır.

 

     Cehaletle faşist gaddarlığın bir araya gelmiş en mükemmel uyumunun somut örneği olarak kuşaktan kuşağa aktarılacak olup,  17 yaşındaki çocukları bile gözünü kırpmadan idama gönderecek, halkın yüz binlerce evladını en vahşi işkencelerden geçirip zindanlara dolduracak, bir ülkeyi tank paletleriyle ezip geçme fütursuzluğunu titremeden gösterecek bir cellâtlar güruhunun tepesindeki isim olarak dünya durdukça lanetle yâd edilecekler listesinin en başlarında yer alacaktır.

 

      Kapitalist barbarlığın yükselen sınıf ve halk hareketiyle sarsılan otoritesini ve egemenlik mekanizmalarını sınır tanımayan bir faşist gaddarlıkla onarma sorumluluğunu yerine getiren bir çetenin şefiydi.

 

      İşçi ve emekçileri terörle yıldıracak, yükselen demokratik mücadeleyi faşist terörle dağıtacak, onun öncü güçlerini faşizmin zulüm dağarcığındaki tüm yöntemleri devreye sokarak ezecek, ülkeyi kapitalist efendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirecek yol ve yöntemleri uygulamalarda canla başla çalışacak, hizmetinde olduğu sınıfın uşaklığını tam layıkıyla yapabilmek için hizmette sınır tanımayacak denli soysuzlaşabilmenin örneği olarak hafızamızda kazılı kalacaktır.

 

      Faşizmin tarihsel deneyimlerini izleyerek hayata geçiren bu halk düşmanı çete şefi ve cunta ekibi emekçi yığınların ileri demokratik örgütlerinin beklediklerinden daha da hızlı dağılmaları sebebiyle yollarını hızla açtılar. O koyu karanlık ve terör ortamında inatla direnen bir avuç “direnç çiçeği” dışında örgütlü bir engelle karşılaşmadıkları ölçüde pervasızlaştılar. 5-6 ay gibi kısa bir sürede ülkeyi devasa bir hapishaneye, işkence haneye, mezarsız ve mezarlı ölüm tarlasına dönüştürdüler. 

 

       Amaçlarının ve ruhlarının en karanlık hali Diyarbakır, Metris, Mamak, Ulucanlar zindanlarıyla işkence hanelerde somutlandı. 98 yıl gibi uzun bir süre hiç hak etmediği ölçüde döktüğü kanlardan beslenerek yaşadı. Daha doğrusu nefes alıp verdi.

 

      Kenan Evren, emperyalist kapitalist sistemin işçi ve emekçileri iliklerine kadar sömürerek kar oranlarını katlayacağı 24 Ocak kararlarının önünü açan isimdir. Onun ve çetesinin giriştikleri kıyımlarla önü açılan bu neoliberal sömürü ve zulüm uygulamalarıyla bugün çalışmak ölümle özdeşleşmiş durumda. Ücret, asgari ücret, çalışma düzeni bambaşka anlamlar kazandı.

 

      Yarattıkları kocaman hapishaneden yeni nesiller devşirmeye çalıştılar: Düşünmeyen, sorgulamayan, tüketimi kutsallaştırıp, sadece “ben” demeyi bilen nesiller... Tüm bir toplumsal hayatı, bu sefil felsefe temelinde yeniden kurmaya giriştiler. Zulüm, işkence, baskı sopası, bu “terbiye” nin esas harcıydı... 

 

      Evren ve çetesi işte bu harcı gözlerini kırpmadan sürekli, sürekli kararak çoğalttılar. Faşist elebaşı Evren’in görünen sicilinde 49 idam, 14 açlık grevinde ölüm, 650 bin gözaltı, 171 işkencede ölüm vardı. 

 

      Ama esası daha kabarık ve daha süreklidir. Onlarca yıl sonra bile sürdürülebilen bir zulüm ve sömürü sisteminin kendisidir. On yıllarca yıl sonra bile tamamen parçalanamamış olan korku ağıdır! O sefil felsefeye uygun olarak yaratılmış toplumsal kültür ve düşünüş biçimidir... Ölmeden evvel Gezi Direnişini ve Kürt gençlerinin sokak serhildanlarını görmesi tek tesellimizdir. Zaptu rap altına alma politikalarının ülkeye giydirdiği deli gömleğinin 30 yılda param parça edildiğini görerek ölmesi.. En azından bu oldu. Diyerek korlaşmış yüreğimize bir tas soğuk su oldu.