Söz, “ruhlardaki vecdi sonsuz bir dereceye yükseltmek için ulaşılmak istenilen çok cazibeli bir hayali”[1] yeniden hatırlatmak ister gibi bir titreyip kendimize gelmenin ikazını gündeme taşıyor.
Sözün sahibi, Ülkücü Yazarlar Derneği Genel Başkanı Dr. Hayati BİCE.
Oldukça iddialı bir ifade.
Daha önce de buna benzer söylemlerle değişik bir bakış açısı ortaya koymaya çalışan Hayati BİCE, yukarıdaki yaklaşımı dillendirirken, Hareketin son zamanlardaki serencamı kadar; umut vadeden bir anlayışa da dikkat çekiyor olsa gerek.
Ülkücü Hareket Üzerine Notlar[2] kitabında ele aldığı makalelere göz attığımızda “Ülkücüye Umutsuzluk Yakışmaz”[3] başlığı ile belirtilen hususa dikkat çekmektedir.
“Pozitif Ülkücülük Zamanı”[4] adlı makalesine dikkat çekerek “Türk soyundan gelen genetik bir mirasın varisi ve bezm-i eleste giden bir kabul ile teslim oluş”[5] anlayışının umutsuzluğa asla yer vermeyeceğini ifade ediyor.
Burada dikkat çeken temel umde; umutsuzluğu ortadan kaldıracak anlayışı gen ve ruhlar alemindeki verilen söz ile ilişkilendirirken yöntem olarak da “pozitif ülkücülük”  yolunu özenle ve ısrarla dillendiriyor.
İslami ve milli gelenekle birlikte Kierkegard’ın, umutsuzluğu Tanrı Teala’yı inkara varan bir günah olarak tanımlaması üzerinden yaptığı değerlendirmenin sonucuna “Ülkücülerin, neden umutsuzluk girdabına düşmemesi gerektiğini”[6] ifade etmiştir.
Yazının detayında, umutsuzluğu, “günahkarlık, ölümcül hastalık” gibi manevi kavramlarla ifade edip ülkücülük ile asla yan yana gelmemesi gerektiği, önemli bir tespit olarak somutlaştırılmıştır.
Tahlil içerikli açıklamalarla karşımıza çıkan yeni kavramın, ülkücü harekette yoğun bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nedir o kavram?
“Pozitif Ülkücülük.”
Pozitif ülkücülüğün en temel şartını “Ülkücü Harekette Toplam Kalite” diyerek, yine yeni bir yaklaşımla ortaya koyan Hayati BİCE, ülkücü hareketin, hedefine ulaşmasına vesile olabilecek bir yolu işaret etmektedir. 
“Toplam kalite” söylemi, ilgililer açısından doğal karşılanacak sosyal ve kurumsal karşılığı olan bir kavramdır. Ancak bu yöntemin, “Ülkücü Kitlenin Ahlaki Toplam Kalitesi”[7] şeklinde temellendirilmesi farklı bir bakışı da ortaya koymaktadır. Ahlaki toplam kaliteyi, bir cemiyet hareketinin merkezine koymaya gayret etmek; ancak pozitif ülkücülüğü ilke edinen bir anlayışla izah edilebilir.
Bütün bu yeni kavramların ortaya koyduğu bakış, ülkücünün umutsuzluğu asla yol edinmemesini salık vermeyi gaye edinmektedir.
Evet, ülkücü mücadelenin mazisine ve beslendiği kaynaklara baktığımızda umutsuzluk batağına hiç saplanmadığı görülecektir.
Belki defalarca yok edilmek istenmiş, her türlü oyuna maruz kalmış, sürgünleri, hapisleri, idam sehpalarını görmüş ama umutsuzluğa düşmemiştir. Daima mücadeleyi ilke edinerek yola revan olunmuş ve vaz geçmek, umutsuzluğa düşmek akıldan bile geçmemiştir.
Çünkü, “Alem nizamı içinde enginleşen, ferdiyetimizin sınırlarını çok aşan bir mesuliyet davası, mesul olmak iradesi, bizi kurtuluşumuza eriştiren ve insanlığa asıl manasını bağışlayan bir ülkü, belki de bütün ülkülerimizin kaynağıdır.”[8] diyerek ifade edilen asli unsur; bir Kızılelma gibi ruhlardaki vecdi harekete geçirmiştir.
İşte burada, Başbuğ’un “Ülkücü Aydınlar Kadrosu kalkınmanın temel harcı olacaktır.”[9] anlayışı ile bir münevver hareketi olarak şekillenen Ülkücü Hareket, umutsuzluğu düşünmek bir yana; büyük bir medeniyetin temelini atmıştır. Bunu gerçekleştirirken de “Türk’ün en önemli vasfı teşkilatçılığıdır.”[10] diyen Başbuğ ile Türk siyasi ve fikri hayatını yönlendirmiştir.
Nitekim,  “İnsanları insan yapan; fikirleri, idealleri, ülküsü ve heyecanlarıdır.”[11] düşüncesine göre daima umut var olacağız. Umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz.
Dr. Hayati BİCE’nin, uzun süredir dillendirdiği ve Başbuğ’un ölümünün 21. yılı münasebeti ile, onu hiç görmemiş, tanımamış binlerce gencin onun aziz hatırasına duyduğu derin muhabbetten hareketle bir kez daha gündeme taşıdığı “Ülkücüye umutsuzluk haramdır,” ifadesi bir temenninin ötesinde hakikati ortaya koymaktadır.
Ülkücüye, umutsuzluk haram olduğu kadar, ahde vefasızlık da, ülküdaşlık hukukuna halel getirmek de, ülküdaşlığın karındaşlıktan daha ileri seviyede bir akrabalık olduğunu unutmak da haramdır.
Çünkü ülkücü hareket, Türk milletinin ve dahi Türk Dünyasının umududur.
 
[1] Ziya GÖKALP, Türkçülüğün Esasları, sayfa, 25, Varlık Yayınları, Mayıs 1968, İstanbul
[2] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[3] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, sayfa,204, Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[4] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, sayfa, 205, Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[5] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, sayfa 205,  Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[6] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, sayfa,204, Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[7] Dr. Hayati BİCE, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar, sayfa,87, Panama Yayınları, Temmuz 2016, Ankara
[8] Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, Syf,186, Dergah Yayınları, Aralık 2007, İstanbul
[9] Turhan Metin, Başbuğ Türkeş, syf, 192, Kripto Basım, Yayım, Dağıtım Ltd. Şti.,Haziran 2014, Ankara
[10] İbrahim Sarı, Başbuğ Alparslan Türkeş’in Makaleleri,  Nokta E- Book, syf,222, Antalya,2017,
[11] Bahar İlhan, Başbuğ ve Dokuz Işık, sayfa, 166. Kamer Yayınları2016, İstanbul