Ortadoğu coğrafyası her türlü akıl oyunlarının hayat bulduğu nadir topraklardandır. Emperyalizm hakkında biraz araştırma yapanların gayet iyi bildiği bir somut gerçeklilik vardır. Bu gerçeklik halklar ne zaman emperyalistlerle tanışmış ise o gün birbirine düşman oldukları gerçekliğidir. Yanı zamanda bizimde yaşadığımız coğrafya olan Ortadoğu’nun resmi tarihi halkların bir birine düşman olması üzerine inşa edilerek örülmeye çalışılmıştır.   
 
     Osmanlı’ya isyan eden Araplar anlatılırken “İngiliz” parmağı ile soslanarak servis edilir. Sanki Osmanlı egemenliği altındaki diğer halkların hiç isyan etmediği yâda ettiyse bile “dış mihraka” uyduğu için etmiş olacağı sıkça vaaz edilir. Peki, gerçekler böylemidir? 
 
     Emperyalistlerin “it dalaşı” şeklinde sürüp giden savaşlarının iz düşümlerine bakarsak geçekleri görmemiz kolaylaşacaktır. İkinci paylaşım savaşından birkaç yıl önce Almanya’da yaşanan Reichtag yangınına ve Uzun Bıçaklar Gecesi’ne bakın.(Hitler Muhaliflerinin zindana tıkıldığı, parlamentonun kapatıldı dönem) Evet bu iz düşümlerde göreceğimiz savaşa hazırlanan Hitler’in adım, adım muhalif zemini tasfiyesidir. Hatta meşhur “Sinekkuşu” operasyonuyla (nazizmi var eden SA birliklerinin yok edilmesi operasyonu) kendini iktidara taşıyan kadroları bile bir gecede imha edecek denli muhalif düşmanlığı yapılarak savaşa giden yolun temizliği başlatılmıştır. 1934 Almanya’sında yaşananlardan günümüze gelip kendi ülkemizdeki yaşadıklarımıza dikkatle bakarsak, yaygın medyanın manşet gölgesinde kalan haberlerini okursak dünyanın en fazla siyasi tutuklu sayısının bizde olduğunu, muhaliflerin sesinin soluğunun kesilmek istendiğini şaşırarak görüveririz “Tesadüf” mü dediniz.
 
     “Tesadüf” demek gizlenmiş gerçeği kabul etmektir. Bizse gerçeği aramaya devam edelim. Almanya ikinci emperyalist paylaşım savaşına yürünen günlerin hemen öncesinde Polonya’yı işgal ettiğini açıklarken Gleiwitz’de bir Alman radyo istasyonuna yönelik Polonya askeri saldırısını gerekçe gösteriyordu. Fakat ne tesadüf ki Alman ordusunun büyük bir bölümü 24 saat dolmadan Polonya’yı işgale başlamıştı bile. Polonya hükümeti saldırıyı inkâr etme şansı bile bulamadan teslim oluyordu. 31 Ağustos 1939’da Polonya üniforması giymiş SS görevlilerinin kendi topraklarına taciz ateşi açtığı savaştan sonra öğrenilecekti. Hitler Alman ulusuna ve dünyaya yaptığı konuşmada Polonya’nın Reich’a yaptığı “saldırı”ya yanıt olarak Polonya’ya birlikler gönderme kararını açıkladı. Nazi Partisi Basın Bürosu basına savaş sözcüğünü kullanmama “hakkı” verdi.
 
      Tarihin tekerrürü 1940’ın Avrupası’yla 2012’nin Ortadoğu’sunu birleştiriyor. Ne düşen savaş uçağının Suriye sınırındaki görevi açıklanıyor ne de Akçakale’ye düşen top mermisinin kim tarafından atıldığı. Hükümet resmi açıklamayı yayımladığında sahteyle gerçeği karıştırmada ustalaşmış yaygın medya “katil Esed” haberini sunma hakkını kullanıyor. Daha patlamanın sıcaklığı topraktan çekilmeden Suriye ordusunun D–30 topuyla saldırdığı anlatılıyor.
 
      Hayatı boyunca obüs görmemiş, bilgisayar başı “yandaş” kalemşorları suçlu ilanına eş, karşı saldırıyı övüyor. Suriye’ye yapılan misillemelerde tam isabet sağlandığını söylerken ölen asker sayıları “tiraj” rekabetiyle yükseliyor. Tezkere geçerken parlamento da savaş diye çığırtkanlık yapan vekillere yazdıkları gazete sayfalarından alkışlar ve methiyeler düzmeye tam gaz devam ederken, Hatay’da, Akçakale’de savaş çığırtkanlığını yükselten yetkililere karşı yürüyenlerle “Esed”,”Baas” yanlısı diye yafta vurarak emekçiler in kafası karıştırılmak isteniyor. Özcesi ülkemiz topyekûn bir savaşın eşiğinde, ABD de planlanan “akıl oyunlarını” uygulamak üzere şartları olgunlaştırılarak emperyalistlerin it dalaşına çekilmek üzere hazır hale getiriliyor.
 
 
      Şimdi egemenlerin elinden savaş oyuncağını almak için gerçekleri haykırma zamanı, umutsuzluğa kapılmadan barış için mücadele verme zamanı. Unutmayalım savaşlarda ilk önce umutlar ölür. Umutları yaşatmak, barış iklimini yeşertmek bizim ellerimizdedir. Yeter ki ellerimizi birleştirip gerçekleri görelim.