KÜLTÜR

İrfan Abinin Velespiti

İl Kültür ve Turizm Müdürü Alper GÖNCÜ yazdı...

Abone Ol

Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürü Alper GÖNCÜ  yazdı
                                   
 
10-16 Mayıs tarihleri arası, Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede Engelliler Haftası olarak belirlenmiştir. Bir hafta boyunca düzenlenecek etkinliklerle; engelli yaşama dâir farkındalık oluşturmak, engellilerin yaşam kalitesini yükseltmek ve toplumu bilinçlendirmek hedeflenir. Engellilerin topluma kazandırılması, rehabilitasyonu, sosyal sorumluluk projelerinin hayata geçirilmesi ve buna benzer faaliyetlerin düzenlenmesi, haftanın asıl gâyesidir.
 
Osmanlı Temettüat defterlerine baktığımızda özellikle, askere alınacakları belirlemek üzere yapılan sayımlarda, erkek adlarının ayırt edici özellikleriyle birlikte yazıldığını görürüz. İsimlerinin önüne; kızılsakal, kabasakal, posbıyık, kel, kör, abraş, köse, düztaban, güdük, çolak, mefluç, gibi sıfatlar ilâve edilerek kayıtlara geçen Tebaanın bundan alınmak, rencide olmak veya değiştirmek gibi düşüncesi kat’iyyen olmazdı.
 
Çok değil, yirmi sene öncesine kadar, lâkaplar özellikle taşrada, kişilerin alâmet-i farikasıydı. Hiç kimse de lâkabından gocunmaz, “yiğit lâkabıyla anılır” deyip geçilirdi.  Topal Orhan, Topal Süheylâ, Topal Mualla, Topal Huriye, Sınıkçı Kör Salim, Güdük Cemil, Göde Emin gibi herkes tarafından bilinen, sevilen kişiler hayatın hep içindeydiler.
 
Şimdilerde köre kör demek, kele kel demek, topala topal demek neredeyse suç oldu. Amerikan ekolü “Öfemizm” akımının etkisiyle memlekette bir “Örtmece” modası oluştu.

 
Zaten naif olan engellilerin ruhunu incitmemek adına “sakat” lâfının yerine yeni kelimeler kullanılmaya başlandı. Memleket genelinde önceleri “özürlü” dendiyse de daha sonra “engelli” tabiri kullanılmaya başlandı.
 
Engellilere dâir farkındalığım, anneannem romatizma ve sonrasında artröz hastalığından muzdarip olduğu için çok erken yaşlarda başladı. Bastonla zar zor yürüyen anneannem merdivenleri tek tek çıkar, bizler de koluna girip refakat ederdik. Sabırla beklemeyi, o adım atana kadar yürümemeyi böyle öğrendik.  Anneannemin bastonu kutsaldı. Başpiskopos Makaryos’un âsâsına eşdeğer bir kıymeti vardı. Biz de onun iflâhını kesercesine yanından hiç ayırmadığı bastonunu sıkça yürütür, bilardo oynar, at yapar, kılıç yapar, türlü oyunlar oynardık.
 
İşin esprisi ve eğlenceli tarafı bir yana, o senelerde oturduğumuz apartmanın giriş katına taşınan akrabamız rahmetli Abidin Bayhan’ın yaşadığı ıztıraba şahit olmak çocuk yaşımızda ruhumuzda derin yaralar açtı. Abidin abi, memleketin siyasi karışıklık yıllarında, kazaen bir inşaat çukuruna düşmüş, belden altı felç kalmıştı. Tekerlekli iskemleye bağlı olarak 42 sene geçiren ve geçtiğimiz günlerde vefat eden Bayhan’ın yaşama mücadelesi ve hayata bağlılığı tüm engellilere örnek olmalıdır. 
 
Kendimi bildiğimden beri mahallemizin kadim ayakkabı boyacısı İrfan Yıldırım, el ile hareket eden üç tekerli yeşil bir velespit kullanırdı. Primitif bir sakat arabası olan bu araç, vakt-i zamanında Kızılay tarafından bağışlanmıştı.  İrfan abinin belden aşağısı gelişmediğinden bu bisiklet onun eli ayağıydı. Gün akşama kavuşurken boya sandığını toplayıp ekmeğini domatesini alır, bisikletine atlar, yönünü Bucakçayırı’na çevirir, Hükümet meydanına geldiğinde hızlanarak gözden kaybolurdu.  Melendiz’in Finas ( Sultanpınar) köyünden olan İrfan Yıldırım 1955 doğumlu olup yirmili yaşlarda evlenmiş, Niğde’ye gelmişti. O gün bugündür ayakkabı boyacılığı yapan İrfan Yıldırım’ın iki kızı ve dört torunu bulunmaktadır. Yeşil mezarın karşısındaki köşede elli-elli beş senedir mesleğini ifâ eden İrfan abi, Niğde’de mesleğini en uzun soluklu icra eden kişilerden biridir. Eşi yatalak ve bakıma muhtaç olduğundan bir de o haliyle eşine bakar.
 
İrfan abi, artık yeni nesil akülü sakat arabalarından kullanıyor. Elli seneden fazla eli ayağı olan yeşil velespitini hurdacıya vermiş. Minik kumanda koluyla hareket eden yeni arabası onu dilediği her yere götürüyor. Her işini kolaylıkla görebiliyor.
 
Fiziksel engeline rağmen hayatta başarılı olup mesleğinde zirveye erişenler az değildir. 
 
Geçirdiği kaza sonucu sakat kalan ressam Frida Kahlo en güzel resimlerini yatağa bağlandığı yıllarda yapmıştır. Motor nöron hastalığı teşhisi konduğunda 21 yaşında olan Stephen Hawking sinir sistemi felç olup vücut fonksiyonlarını yitirmiş olsa da çalışmayı üretmeyi sürdürmüş, bilim dünyasına yeni keşifler kazandırmıştır.
 
Unutmayalım; Başkan Roosevelt İkinci Cihan Savaşının en ateşli günlerini tekerlekli sandalyeden yönetti.
 
 
 
 
Engelliler Haftası bir kutlama haftası değildir. Farkındalık oluşturup onların sıkıntılarına çare bulmak, hayatlarını zorlaştıran engelleri ortadan kaldırmak, yaralarına merhem olmak aslî görevimiz olmalıdır. Asıl engelliler, karşılarına çıkan engelleri aşamayan, yolları geçemeyenlerdir. Yaşama sevinci ile hayata tutunan bütün engelli kardeşlerimizin sadece bir gün, bir hafta değil, her gün yanında olmalı, çocuklarımıza bu farkındalığı aşılamalı, onlardan maddi manevi desteğimizi esirgememeli, hayırseverliği bir yaşam biçimi olarak benimsemeliyiz.


Onlara yardım etmeyi sevap kapısı olarak görmemeli, fiziksel engeli olmayanların ulaştığı her şeye onların da erişimini sağlamalıyız.
 
Günümüzde engellilerin hayatın içine karışmaları, çarşı pazar gezip işlerini halledebilmeleri, eskiye nazaran kolaylaşmış durumdadır. Ancak, amme hizmeti veren engelli dostu araçların yaygınlaşması ile kamu ve özel sektör hizmet binalarının engelli kullanımına uygun olarak inşâ edilmesi bir yana, turistik alanlar ve ören yerlerinin, kaldırımların, engelli rampalarının, asansör ve umumi helâların iyileştirilmesi, yerel yönetimlerin öncelikli işi olmasının yanında bizlerin de kafa yorduğu hususların başında gelmelidir.