Hüsranda Olan İnsanlar

Abone Ol
İnsanların hüsranda olması ve hüsrandan nasıl kurtulacağı Kur-an’ı Kerimde açıkca beyan edilmiştir.
İnsanların Allah’ın dostu olması onları korku ve mahzun olmaktan uzak tutuyor
YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?
Allah’ın dostlarının özellikleri, AMENU olması ve takva sahibi olmasıdır. 
YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne). Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.
AMENU olan kişi için Allah şöyle diyor ‘‘târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar)’’(HUD-29). Demek ki Allah’a ölmeden, kendilerine emanet olarak verilen Allah’ın ruhunu, gene Allah’a ulaştırmayı dileyen kişiye Allah amenu diyor.
Allah dostu (AMENU)olan kişi için Allah kendi garantisini vererek ‘‘onlara dünya ve ahirette cennet’i yaşatırım’’ diyor.
YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhırati, lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu). Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.
Peki hüsranda olan kişiler kimlerdir? Bu kişilerin ayette Allah’a mülaki olmayı yalanlayan kişiler olduğunu ve bu kişilerin hidayette olmadığını açıklamış.
YUNUS - 45:Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır(nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
Hüsranda olan insanların da dünya ve ahiret saadetinin olmadığına göre, toplum da mutsuz ve sorunlu olan insanları Allah’ın yardımını alamadıkları da kesin.
Ayeti Kur’an-ı Kerim ayetleri ile inceleyelim;
YUNUS - 45:Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).1-Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). 2-Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). 3-Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). 4-Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
1-Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak. (YUNUS-45)
YUNUS - 28:Ve yevme nahsuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrekû mekânekum entum ve şurekâukum, fe zeyyelnâ beynehum, ve kâle şurekâuhum mâ kuntum iyyânâ ta'budûn(ta'budûne). Ve o gün onların hepsini toplayacağız. Sonra şirk koşanlara şöyle diyeceğiz: “Siz ve şirk koştuklarınız yerlerinize.” Böylece onların aralarını açtık. Ve onların ortak koştukları: “Siz sadece bize ibadet (kulluk) etmiyordunuz.” dedi(ler).
Burada şirk koşan kişileri sadece puta tapan ve putları ilah edinenleri düşünmek eksik olur. Şirk’in gizli olanı bu gün insannlar arasında en yayagın olanıdır ve farkına bile varamazlar.
CASİYE-23:E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?
İnsanlar Kur-an’ı Kerim deki Allah’ın emirlerini değilde nefslerinin istediklerini yapıyorsa nefsini Allah’ın önüne koymuş ve nefsinin isteklerine daha çok itibar eden kişi olmuştur dalalettedir, gizli şirk içindedir.
Demek ki bu kişler bu günkü yaşantımıza bakarak İslam’ın beş şartının farz olmasına rağmen yeterli görüyorlarsa farkına varmadan şirk içinde yaşıyorlardır.  Yaptıkları (İslamın beş şartı olan) amellerin heba olduğundan haberleri bile yoktur.
KEF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
İşte Allah’a mülaki olmayı yalanlayanların hüsranda olmasına sebep olan en büyük neden; İslam’ın beş şartı ile kazandıklarını kaybetmesidir.
EN'AM - 31:Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn (yezirûne). Allah'a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince, sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiğimiz şeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri şey ne kötü, (öyle) değil mi?
Allah’a mülaki olmayı dilemeyen kişiler İslam’ın beş şartın yerine getirmiş olması yeterli olmuyor; öyle günahlarımız kadar yanarız demeleri de Allah’ın ayetlerine uymuyor.
BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.
2-Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). (YUNUS-45)
İBRAHİM-21: Ve berazû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ e cezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın). Hepsi Allah’ın huzuruna çıktılar. Ve zayıf (güçsüz) olanlar kibirlenenlere şöyle dediler: “Muhakkak ki; biz size tâbî olduk. Şimdi siz, Allah’ın azabından bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” Onlar: “Eğer Allah, bizi hidayete erdirseydi elbette biz de sizi hidayete erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.” dediler.
Bu tanıştıkları zaman insanlardan kibirli olanlar ile; kibirlilerin, Allah’a mülaki olmalarına mani oldukları kişiler arasında ki konuşmada dikkat çeken husus kendileri hidayette olmadıkları (mülaki olmayı dilemedikleri) için başkalarının hidayetine veya ‘‘ Allah’a mülaki olmak(ölmeden ruhu Allah’a ulaştırmak) diye birşey yoktur’’ diyenlerin hem kendilerini, hemde onlara inanan kişileri cehenneme götürdükleridir. “Eğer Allah, bizi hidayete erdirseydi elbette biz de sizi hidayete erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.”
Demek ki hidayet üzeri olmayan veya hidayete erip salih amel işlemeyen bir kişi durumu kibirliler ile birlikte ateşte olmaktır.
3-Allah'a mülâki olmayı(Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır(nefslerini hüsrana düşürdüler).(YUNUS-45)
Allah’a mülaki olmayı dilemeyen hüsranda olan kişileri, bir başka ayet ile incelersek nefslerinin isteklerine tabi olan (gizli şirlte nefslerine uyan) kişiler olduğunu bu neden ile Allah’ın ulaşma ayetelerinden gafil olduklarını görürüz.
YUNUS - 7:İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize mülaki olmayı (ulaşmayı, hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
Bu kişileri Allah’a mülaki olmayı (Allah’a ruhlarını ulaştırmayı) dilemedikleri için İslam’ın beş şartı ile kazanmış oldukları derecelerin onları ateşten kurtarmaya yetmediği anlaşılmaktadır.
YUNUS -8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Allah’a mülaki olmayı dilemedikleri için hüsranda olan bu kişiler Allah’ın istekleri dışında nefslerinin isteklerini yerine getirdikleri için haddi aşmış aşırı gitmiş insanlardır. Ama bu yanlışlarını dünyada değilde kıyametten sonra görebilmeleri bir fayda sağlamıyor.
EN'AM - 31:Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn (yezirûne). Allah'a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince, sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiğimiz şeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri şey ne kötü, (öyle) değil mi?
Bu kişiler Allah’ın rahmetinden de ümidini kesmiş olan kişilerdir de farkına bile varmazlar. Sıkıntı içinde bir dünyaları vardır da avuçlarını açıp Allahdan O’na dost olmayı istemezler.

ANKEBUT - 23:Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun). Allah'ın âyetlerini ve O'na (Allah'a) mülâki olmayı (ruhlarını hayatta iken Allah'a ulaştırmayı) inkâr edenlerişte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır.
4-Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar). (YUNUS-45)
Allah’ın davetine icabet etmeyen ve Allah’ın resulünün Allah’a davetine icabet etmeyen bu kişilere artı bütün imkanlarını yitirmişlerdir.
Allah insanı kendisine davet eder ve davete icabet edene Allah da icabet eder.
RAD-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ ke bâsitı keffeyhi ilâl mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıhî, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir, Allah’adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.

Tabiki bu Allah’a daveti Allah’ın bir davetçisi yapar, çünkü Peygamberimiz SAV Efendimizden sonrada davetçiler vardır. Onlarda Allah’a davet eder.
KASAS-87: Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve Sana indirildikten sonra, Allah’ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah’a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!

Allah ve Resulünün Allah’a davetine icabet etmeyen ve Allah’a mülaki olmayı dilemeyen kişileri hidayete (Allah’a mülaki olmaya) davet etsenizde Kabul etmezler. Onlar için hiç farketmez çünkü iç dünyalarında Allah sevgisi yoktur, ama kendilerine sorarsan Allah yolunda ölürler; Allah’a karşı yalan söylerler.
KEHF - 57:Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâh(yedâhu), innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakren) ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebedâ(ebeden). Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onlarıhidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen aslahidayete eremezler.
Onlar için hiç farketmez çünkü iç dünyalarında Allah sevgisi yoktur, ama kendilerine sorarsan Allah yolunda ölürler; Allah’a karşı yalan söylerler. Bu insanlar zalimdir. Hidayete eremezler.
SAFF-7: Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhil kezibe ve huve yud’â ilel islâm, vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne). İslâm’a (teslime) davet olunurken, Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kim vardır? Ve Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
Hüsrandan kurtulabilmek için tek şatr Allah’ın yardımını almak ve bunun için Allah’ın dostu olmak ve bunun için Allah’dan Allah’a davet eden ve hidayet ile görevlendirilmiş Allah dostlarından sizin için olanı isteyin, bunun için hacet namazı ile istemeniz gerekir.
A’RAF-35: Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar.
ALLAHDAN HACET NAMAZI İLE İSTEYİN Kİ NEFSİNİZ ISLAH OLSUN VE TAKVAYA ULAŞIN. 
Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.
Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.
Şüphe ile hidayete eremezsiniz. Onun için iman da şüphe olmaz.
İBRAHİM-44: Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebiir rusule, e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin). Azabın onlara geleceği gün ile insanları uyar. O zaman zalimler şöyle diyecek: “RABBİMİZ, BİZİ YAKIN BİR SÜREYE KADAR TEHİR ET (BİZE ZAMAN VER). SENİN DAVETİNE İCABET EDELİM VE RESÛLLERE TÂBÎ OLALIM.” Daha önce “sizin için bir zeval olmadığına” yemin eden siz değil misiniz?
SONRA PİŞMAN OLMAYIN.
Allah yardımcınız olsun.
dkusman@yahoo.com