Günü Tüketiyoruz

Abone Ol
  Niğde merkez nüfusunda hızlı bir değişim oldu ve köyler kasabalar merkeze göçtü. Kimi köylerde zorunlu kalanlar dışında köyler boşaldı. Köylerde okullar sağlık ocakları kapandı. Kimisi harap halde. O yerleri yok etmeden korumak varken nedense gereken ilgi gösterilmedi. Çok yere gidince içim sızlıyor. Atatürk büstleri korunması yönünde birkaç yazı yayınlandı ama ne kadar korunduklarını da gittiğimiz yerde gördüğümüzde anlıyoruz. Birden çok kere yazdım. Boyazı badanası yapılsa köy muhtarları için konuk evi olarak düzenlense en azından yaz boyunca köye kasabaya gelen taşradaki hemşerilerimizin buluşma yeri olsa kötümü olur. Cenazede düğünde bu gibi yerleri yararlı olarak kullanabiliriz. Yakın zamanda olanları dahi koruyamadığımız için Ballı gibi, Hasaköy gibi yerlerde tarihi okul yerlerini ne zaman kurtaracaksınız dahi demiyoruz. Çünkü mevcudu koruyamadılar canına okuyorlar. Çoğu okul ile ilgili çok kişi anısı da var. Facebook paylaştığımda altına ben bu okulda okudum diye yazanların duygulu anlatımları da oluyor.  Özellikle geçiş yolları üzerinde okullar bu anlamda korunmalıdır. Akçaviran gibi toplanma yeri az yerde okulun bahçesi ile hizmete verilmesi ne güzel olmaz mı? Köydekilerde o bölgeye gidenlerde bu durumu üzüntü ile izliyor da ilgililer bu durumu görmüyor mu?


 O okullar sağlık ocakları ne zor şartlarda yapıldı kimi yapılarda herkesin hakkı var. Vergiler ile yapılan bu yerleri bu kadar sahipsiz kılınmasını anlamak olası değil. Köyler kasabalar neden boşaldı? Kent merkezi neden bu denli yoğunlaşma oldu? Kent alt yapısı ile bu değişime hazırmı idi? Bu konular ayrı yazı konusu ama bir gerçek var ki köyde yaşam zorlaştı. Hayvancılık ve tarım geçim kaynağı olmaktan çıktı. Girdi fiyatları arttı. Yokluk yoksulluk ile ekmek için göç başladı. Karın tokluğuna çalışılır oldu iş bulan bulduğu iş ile şükür ediyor. Geçeim için gereken yoksulluk sınırı açıklandığında halkın önemli bölümü o gelirden az bir gelir ile yaşıyor çaresiz aileler çoluk çocuk çalışır durumda. Bir eve birden çok kişi çalışmaz ise sorun var ama köyde yaşamak yerine kente geliniyor çünkü köyde yapılacak bir iş kalmadı okul sağlık ocağı kapandı tarım tükenme noktasında artık tarım parası olanın şirketlerin eline geçti. Bir tavuk hastalığı ile köyde kasabada tavukların dahi yok edilmesi denendi. Onun yerine tavuklar  birkaç ayda kesilir hale getirilen çiftlikler icat oldu. Fabrikalaşma ile evde üretim tükenme aşamasına erdi. Mazot, gübre, tohum derken pazarlama sorunu vatandaşı tarladan soğuttu.


Görünen o ki kazandığımız kadar yaşıyoruz ama üretmemiz artık belli ellere ve giderek yabancı şirketlere kaldı. Sanki zor bir iş gibi ülkemizde su pazarını dahi yabancılara verdik. Suyu dahi kendi ülkemiz insanı ile işletmedik kar amaçlı kurulan yabancı şirketler o alanı da doldurdu. Kısacası kaymaklı işler artık yabacıların tekelleştiği yerler durumuna geliyor. Birileri bizlerin her şeyini çaktırmadan alırken bizlere kuşa bak diyorlar ve hep birlikte kuşa bakmaya devam ediyoruz. Yok olan küçülen her köy kasaba geleceğimizi daraltıyor şehirlerde ise  köydeki kadar dahi yaşamın içinde olmadan günü tüketiyoruz acı ama gerçekte bu.