Gariplerin Ölümü

Abone Ol

 
Şairin ifade ettiği gibi" Kısmetindir gezdiren yer yer seni, Nere gitsen akıbet yer yer bitirir seni"  Evet alınyazısının hükmünden kim kaçabilirki. Bir dostumuz bir şiirinde şöyle diyor;
"Kimi çoban kimi paşa
Hepsi konar aynı taşa
Vurgunsan bir hilal kaşa
Çizen onun ötesinde"
 
Yunus Emre'miz şu mısralarında gariplerin ölümünü ne güzel anlatmış;
 
"Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garib bencileyin"
 
Evet, gariplerin ölümüde hayatları gibi gariptir. Garipler hafifçe çiseleyen ince bir yağmurun altında ve yeşil bir örtünün gölgesinde kılınacak olan cenaze namazını beklerler. Orada zengin cenazelerin kalabalığı yoktur. Orada duvara dizilen süslü çelenkler siyah gözlüklü kadınlar ve erkekler yoktur. Bir köşe başında sessizce ağlayan, boynunu büken öksüz çocuklar vardır. Saçlarına ak düşmüş yazmalı kadınlar elleri nasırlı, yamalı mintanlar giyen adamlar vardır.
 
Gariplerin ölümü şehri pek ilgilendirmez. Kimse boyalı gazetelere tam sayfa ilanlar vermez. Kimse riyakar bir suratla üzgün pozları takınmaz. Şehir bütün umursamazlığıyla ve telaşlı bir ırmağı andıran akışıyla çalkalanmaya devam eder. İskambil kağıtları ve sigara dumanına bürünmüş hayatlar gündelik meselelerin arasında kaybolup gider. Ev,araba, döviz fiyatları ve mürai kırıtmalar arasında yalan dünya dönmeye devam eder.
 
Esasında gariplik her gün her saat ölmek demektir. Garipler her gün her saat ölümün kıyısında gezip durmuşlardır. Bu onların ne son ölümü ne de ilk ölümüdür. Yaşarken parça parça ölmüşler ve gittikleri heryerde bir ölü muamelesi görmüşlerdir. İnsanın insana köle yapıldığı zamanlardan beri garipler köle pazarlarının vazgeçilmez aksesuarı olmuşlardır. Modern zamanlarda bu kölelik sadece isim değiştirmiş başka şekillerde yaşamaya devam etmiştir.
Gariplerin sırtına basarak yükselenler yükselir yükselmez ilk tekmeyi yine gariplere atmışlardır. Eline biraz fırsat geçen ve gariplikten terfi ettiğini düşünenlerin çoğu geldiği yeri unutmuş garibanlara diğerlerinden fazla zulüm etmiştir.
 
Gariplik ve gurbet birbirinin kardeşidir. Durmadan beslediğimiz süslediğimiz ve arzularının peşinde koştuğumuz bedenimiz esasında ruhumuzun gurbetidir.Aslında her insan bir yerde garip doğmuş garip büyümüş ve garip ölmüştür. Fakat insanların çokları bu garipliği bir türlü görmek istemez.
 
Birde cahillerin arasında gezen alimlerin garipliği vardır. Bu cahillerin çoğu okumuş ve herşeyi bildiğini zanneden cahillerdir. Zaten bunların hepsi her konunun uzmanıdırlar. Bir insan binlerce kitap okumuş onlarca kitap yazmış olsada bu cahillerin arasında boğulmaktan yok sayılmaktan ve hakaret görmekten kurtulamaz. Çünkü cahiller kendilerini dahi tanımaktan mahrumdurlar. Onlar için yaşamın amacı sadece haz almak ve biyolojik faaliyetlerini devam ettirmektir. İçleri hırs haset ve kıskançlıkla doludur.  Cahillerin arasında kalan alimler her daim  kırılmaya ve ezilmeye mahkumdurlar.  Zaten cahiller kırıcı yalancı ve adaletsiz oldukları için kırıp dökme işlerinde çok mahirdirler.
 
Aslında gariplik bir noktada kişiyi asıl olana eriştiren bir yoldur. İnsan garipliğini anladığı zaman her türlü şımarıklıktan kurtulur. Kendine çeki düzen verir. Haddini hududunu bilir. Yalan dünyanın parasıyla makamıyla mevkisiyle sarhoş olmaz. Topraktan gelip toprağa gideceğini unutmaz. Bende son tahlilde Bekir Sıtkı Erdoğan'ın dediği gibi;
"Gariplik tuttu boynumdan
Büker Mevlaya Mevlaya" diyor ve dünyada ev sahibi gibi değil bir kiracı gibi yaşayan ve birtürlü yerleşik hayata geçemeyen tüm garip yüreklere selam ediyorum.