Bor'da Yaşam...

Seyyah Belemedik ve Hacıkırı’da…

Abone Ol

Alfred , Almanya’nın küçük bir köyün de doğar. Küçük yaşta babasını kaybeder. Annesi ile beraber yaşamaya başlarlar, annesi bir daha evlenmez. Fakirlik musallat olmaya başlamıştır. Annesi çalışmaya karar verir, bir at çiftliğin de işe girer. Alfred zeki bir çocuktur. Okul hayatı başarılarla, doludur. İyi de ata biner, üniversite yılların da annesini kaybeder. Artık kimsesi yoktur, yalnızdır. Okulunu dereceyle bitirir. Artık 22 yaşında bir demiryolu mühendisidir…

Osmanlı Devletinin amacı Ortadoğu ve kutsal topraklara ulaşmaktı. Bunun için de projeleri devreye sokan Sultan II. Abdülhamit hemen Bağdat Demiryolu fikrine onay verir. Daha sonra Hicaz Demiryolu tamamlayıcısı olacak olan Bağdat Demiryolu için çalışmalara 1898’de başlanır. Ancak Osmanlı’da yeterli demiryolu mühendisi ve işçisi bulunmadığından dışarıdan destek almak zorunda kalınır. Burada çalışacak, yolu yapacak en uygun ekip o günün şartlarında Almanlardır. Alman Philip Holzman Şirketi, 1907 yılında bu bölgeye bir şehir şantiyesi kurar. Keza Şirket çalışanların tüm ihtiyaçlarını karşılayacak tesisleri yapar.

Alman doktor ve hemşirelerinin bulunduğu hastane, çalışanların çocukları için Alman okulu, Kilise, Cami, hamam, sinema, su hattı, büyük havuzlar. Ayrıca Belemedik; Osmanlı İmparatorluğunun, 24 saat elektriği olan ve bunu sağlayan bir enerji santralına sahip tek şehridir. Bir anda koca bir şehir olan Belemedik, Türk ticaretini de kendine çeker. Peki, Belemedik ismi nerden gelmiştir. Bir kaynağa göre; İlk ismi “Karapınar” olan ve yapım esnasında karşılıklı tünel kazan işçilerin kazıp da birbirleriyle buluşamadıkların da, devamlı söyledikleri “BİLEMEDİK- BİLEMEDİK” yakınmalarını, Almanlar kendi telaffuzuna göre “BELEMEDİK” olarak söylüyor. Bir diğer kaynağa göre de; Yöre halkının söylediği "Almanlar yer bilemiyor" söyleminden ismini alan Belemedik artık bir Alman şehri olarak anılmaya başlandı.

Niğde’den özel aracınızla ya da sabah trenle gidebilirsiniz, trenle yaklaşık 3 saat araçla da yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Torosların müthiş doğası sizi karşılıyor. Almanlardan kalma binalar harabe vaziyette, tahtadan yapılmış evler görüyorsunuz. Köyde 200 yaşın da bir çınar ağacının altın da soluklandık. Azığımızı açtık karnımızı doyurduk. Bu arada lokanta veya karnınızı doyuracak yer yok, Giderseniz azığınızla gidin.

. Belemedik, üç insan topluluğuna hitap ediyor. Fotoğrafçılar, doğa gezginleri, piknikçiler. En büyük zararı da piknikçiler veriyor çevreyi kirletmede üstlerine yok. Köyün hemen kenarından Çakıt adlı bir nehir var. Gelen insanlar genelde Adana’dan geliyor, genelde saygılı, samimi insanlar. Bir vadi kenarından yürümeye başladım bu vadi Varda(Alman) köprüsüne kadar uzanıyor. Eğer fotoğraf çekmeyi seviyorsanız sonbahar da gidin derim. Tam bir renk cümbüşü neyin fotoğrafını çekeceğinizi şaşırıyorsunuz. Bol miktar da çınar, çam ve kavak ağaçları var. Kayanın üzerin de yetişmiş çam bile var. Tünel girişlerini görüyorsunuz ve düşünüyorsunuz o günün şartların da nasıl yaptılar!

Alfred, işe başlar şirket onu Belemedik’e gönderir. Kendi köyüne benzemektedir, eski günleri, annesi gelir aklına. Başarılı çalışmalarından dolayı başmühendis onu yaveri yapar. Tünelleri aşmak çok zordur. Alman, Türk işçiler, savaş tutsakları, mahkûmlar çalışır. Bu zorluklardan dolayı ölümler başlar. Torosların nazlı gelini Belemedik’i geçmek zordur. Alman başmühendis karısına yazdığı mektup da Alfred ile ilgili şunları anlatır ”Sevgili Carla çok zor şartlar altın da çalışıyoruz, kendime bir yaver seçtim adı Alfred konuşmayı sevmiyor, sürekli uzaklara dalıyor. Çok zeki ve çalışkan” Alfred boş zamanların da at la gezmeyi çok severmiş. Bu gezintilerin birinde bir yamaçta Hatice adlı bir kızla karşılaşır. Hatice keçilerini otlatmaktadır, güzel bir Toros yörüğüdür. Zaman la araların da aşk başlar. Alfred onu bunu bahane yapar, Hatice’nin yanına kaçar. İlk zamanlar birbirlerini anlamaları zor olur, zaten aşkın dili yoktur… tarzancayla anlaşmaya başlarlar, daha sonraları Alfred Türkçeyi yavaş yavaş öğrenmeye başlar.

. Alfred artık konuşkan, gülen biri olur. İşçilerde çok sevmektedir mühendislerini. Alfred durumu başmühendise anlatır. Yalnız bir sorun vardır, kız tarafı istemez bu ilişkiyi. Başmühendis komutasın da ki grup Hatice’yi istemeye gider. Şartlar konuşulur Alfred Müslüman olacak, sünnet olacak ve Osmanlı devletin de yaşamayı kabul ederse Hatice ile evlenmesine izin verilecektir. Alfred gözü kapalı her şeye evet der; Afred için Belemedik Toroslardan Almanya ya yükselen bir sestir… Belemedik ten bir sonra ki durak… Hacıkırı’ ya doğru yola çıktık. Bur da Ünlü Varda köprüsü var. Yörede tren istasyonunun adıyla HACIKIRI olarak bilinir, yerel olarak günlük konuşmada HAÇKIRI olarak telaffuz edilir. Cumhuriyetle yaşıt bir köydür. Köprüye Alman köprüsü de deniyor, Köprüyü de Almanlar yapmış. İki yakayı birleştiren bir köprü, 4 ana ayak üzerine kuruludur. Uzunluğu 172 m'dir. Yerden orta ayak yüksekliği 99 m'dir. Köprü ayakları çelik mesnet türü olup dış kaplaması taş örme tekniği ile yapılmıştır. Yapım yılı başlangıcı 1907, bitiş tarihi 1912'dir.

Köprü ayakları bakımı için dört adet ayağın içinde bakım merdivenleri mevcuttur. Birde hikâyesi var bu köprünün. Halk arasında ismi Varda bazen de Vardıha köprüsü olarak geçiyor. Köprü yapılırken ayakları arasına çıkrıklar konmuş, çalışanlar bu çıkrıkların ucuna kovalar asıp taşları içine koyuyorlarmış. Çıkrığı çektikçe taş yukarı veya aşağı gönderiliyormuş. Taşın ulaştığı yerdeki kişide Vardıha diye seslenerek taşı aldığını belirtiyormuş. Bir gün Alman mühendislerden biri köprü üzerinde kontrol amaçlı dolaşırken aşağı düşmüş yere çakıldığında işçilerden biri vardıha diye bağırmış, Almanlarda o günden sonra bu köprüye Vardıha Köprüsü adını vermişler. Bu mühendis dışında burada 21 tane de işçi köprü yapım aşamasındayken hayatını kaybetmiş. Buranın da muhteşem bir doğası var. Köprü kenarın da ki vadide gezebilir, eski köprünün ayaklarını görür, güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Acıkırsanız hemen köprü kenarın da gözleme ve çay var. Hacıkırı Belemedik’e göre daha çok nüfusu var. Köy için de gezebilirsiniz. Bu arada 70 yaşların da bir teyzeyle karşılaştık, katıra odunları yüklemiş geliyordu. Hemen foto makinama sarıldım ki kıyamet koptu az daha beni dövüyordu, hemen kaçtım, sakın fotosunu çekmeye kalkmayın, benden söylemesi, bugünlük de bu kadar… Alfred’in sonunu merak ediyorsunuz değil mi?

Alfred çok mutludur artık. Ancak bir sonbahar sabahın da her şey değişir. Tünel açım sırasın da dinamitler zamansız patlar. Alfred’in bedeni parçalanır. İşçileri ağlayarak parçalarını toplarlar. Belemedik’de Alman mezarlığına defnedilir. Hatice Alfred’in ölümü üzerine artık kimseyle konuşmaz, kimseyle de evlenmez. Başmühendisin psikolojisi bozulur apar topar Almanya’da ki ruh sağlığı hastanesine gönderilir. Alfred’in Almanya’da küçük bir köyde başlayan öyküsü, Anadolu’nun küçük bir köyünde sona erer. Belki de Belemedik’in sonbahar da bu kadar güzel olması bir şeyler anlatmaktadır bize… Hatice ve Afred’in aşkını anlatmaktadır belki de… Artık Sözü Fotoğraflarıma bırakıyorum… Hoşçakalın. Erkan BAYSAL