Hayatın pek de ciddiye alınır bir tarafı yok.


Öldüğümüzde en yakınlarımız plastik sandalyelerin üstünde, plastik tabak ve plastik kaşıklarla tavuklu pilav yerken, okunan aşrı şeriflerden hasıl olan sevabı ruhumuza gönderip, peçeteyle yağlı dudaklarını silerken.

Hayatın pek de ciddiye alınır tarafı yok. İçin körük gibi yanarken ve dünya bir mengene gibi sıkarken kalbini, bir banka şubesinde sıra numarasını takip edip sonrasında bir dolmuş penceresinden dünyayı seyrederken.

Hayatın pek de ciddiye alınır bir tarafı yok. Yeni gömülmüş bir ölünün üstüne eski bir yağ tenekesinden su döküp akşam ki maçı tartışırken,  Kırmızı ışıkta yan yana bekleyen cenaze arabasıyla gelin arabasının tezatlığında.

Hayatın pek de ciddiye alınır bir tarafı yok.


Geç kalmış aşkların kalbe erkenden çöken ızdırabında bir fotoğraftan öteye gitmeyen kabullenişin bir tokat gibi surata yapışışında.Hayalin saltanatını sürerken realitenin kalbe bir bıçak gibi sokuluşunda.

 Evet, bir şaka gibi doğuyor bir şaka gibi ölüyor ve bir şaka gibi sevdalanıyoruz. Ağlarken gülüyor gülerken ağlıyoruz. Bir şaka gibi...