Ayeti Anlamak Yetmiyor...

Abone Ol
                                     Bismillâhirrahmânirrahîm
 
AYETİ ANLAMAK YETMİYOR, HAYATIMIZA TATBİK ETMEK GEREKİYOR. TATBİK EDİLEN AYET DE, EMRE İMAN ETMEK ANLAMINA GELİR.
DİYANET İŞLERİNİN AÇIKLAMASI;
BAKARA–53: Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
 
Bakara 53.üncü ayeti, kelimeleri karşılığı ne manaya geliyor bakalım.
BAKARA–53:Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).Ve umulur ki siz hidayete erersiniz diye Musa (a.s)'a kitap ve furkan vermiştik.
 
Allah’ın her dönem nebilerine verdiği şeriat kitaplarında tek bir temel yasa var oda insanların hidayete ermesi ve dalâletten kurtulmaları. Bu neden ile Allah’ın nebilere indirdiği şeriat kitapları tek bir şeriatı ihata eder.
 
HACC–67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah'a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
 
Hidayetin doğru yol olarak açıklayan ve iddia edenlerin insanların Allah’a vasıl olmayı veya Allah’a ruhun ulaşarak hidayete ermesine mani olmaktadır ve büyük bir insan kitlesinin kendileri ile birlikte Cehenneme gideceklerini bilerek yapıyorlar.
 
Hidayet nedir dersek;
”…kul innel hudâ hudallâhi De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır…” (ALİ İMRAN–73)
kul inne hudâllâhi huvel hudâ De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir…” (BAKARA–120)
Kişinin ölmeden Allah’ın emanet olarak içine üflemiş olduğu  ruhunu. Sahibi olan Allah’a, emanet olduğu için geri verme dileği karşılığı, Allah’ın kendisine ait olan ruhu kendisine ulaştırması. Hidayeti dileyen kişinin, Allah tarafından bir dilek karşılığı hidayete erdirmesidir.
 
“Allah, kendisine yönelenleri ona ulaşmayı dileyenleri hidayete erdiriyor.” Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).” Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”(şura-13)
İnsanların din öğreticilerinin insanlara hidayetin Allah’a ulaşmak değil de doğru yol üzere olmak demesi sonucu insanlar hidayete eremiyorsa durumları nedir dersek.
RA’D–27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
 
Demek ki insanların hidayete olmaması onların dalâlette olmasına neden olmaktadır. Dalâlette olan insanların da dünya ve ahiret yaşantısının hüsran olduğunu herkes bilir.
Hidayet’e doğru yol demeleri sonucu Allah’a ulaşmalarına engel olması bu din öğreticilerinin ve onların doğru yol açıklamasına inanan yani iman edenlerin durumu kıyametten sonra hiç de iç açıcı değildir.
 
Kıyametten sonra doğru yol diyerek bir yola tabi olanların durumu ise ayette nasıl bakalım.
 
Ahzab–67:Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ). Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık."
 
Ahzab–68:Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
 
Ahzab 67.inci ayetinde ;"Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîm’in den) saptık."demeleri anlamı olmayan doğru yolda oldukları zannı ile İslâm’ın beş şartı ile kendilerini Müslüman (teslim olan) zannetmekteler. Hâlbuki esas olan Allah’a ulaşmayı dileyin doğru olan yol budur deselerdi insanları Allah’ın yolundan saptırmamış olacaklardı.
 
En’âm–126:Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne). Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allah'a götüren yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
 
Bir yol üzere olunacaksa bu yolun Rabbimize istikametlenmiş yol olmalı ki insanlar ruhlarının sahibi olan Allah’a ulaştırmayı dilemesi ile Allah onları bu yolla hidayete erdirecektir.
 
Rabbimize istikametlenmiş olan bu yol “Sıratı Mustakîm’e”  önce hidayet ediyor sonra kendisine ulaştırıp hidayete erdiriyor.
EN’ÂM–87:Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
 
EN’ÂM–88:Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih  (ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn (ya’melûne).İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).
 
Hidayetin Allah’a ulaşmak olduğunu açıklamayan ve insanların hidayetine mani olan kişiler. İnsanların dünya ve ahiret saadetini çalmıştır. Allah’ın lanetinin sahibi olur.
 
BAKARA–159:İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne). Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.
 
DİĞER 25 MÜELLİFLERİN MEALLERİNE SIRAYLA BAKALIM.
 
İmam İskender Ali Mihr
:
Ve, umulur ki siz hidayete erersiniz diye Musa (a.s)'a kitap ve furkan vermiştik.
Diyanet İşleri
:
Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
Abdulbaki Gölpınarlı
:
Doğru yolu bulasınız diye bir vakit Mûsâ'ya kitap ve doğruyla eğriyi ayırt eden hükümler verdik.
Adem Uğur
:
Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.
Ali Bulaç
:
Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik.
Ali Fikri Yavuz
:
Ve hatırlayın ki, biz Musâ’yı Tevrât’ı ve hak ile bâtıl arasını ayıran Furkan’ı vermiştik ki, (sapıklıktan kurtulup) doğru yolu bulasınız.
Bekir Sadak
:
Dogru yola gidesiniz diye Musa'ya hakki batildan ayiran Kitabi vermistik.
Celal Yıldırım
:
Ve hani doğru yola erişesiniz diye Musa'ya kitap ve furkanı vermiştik.
Diyanet İşleri (eski)
:
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
Diyanet Vakfi
:
Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.
Edip Yüksel
:
Yola gelmeniz için de Musa'ya kitabı ve yasayı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
:
Ve bir vakit Musaya o kitabı ve fürkanı verdik, gerekti ki doğru gidecektiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
:
Ve bir vakit Musa'ya o Kitab'ı ve Furkan'ı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
:
Ve hani bir zamanlar Musa'ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.
Fizilal-il Kuran
:
Hani doğru yola gelesiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik.
Gültekin Onan
:
Ve hidayete ermeniz için de Musa'ya kitabı ve furkanı verdik.
Hasan Basri Çantay
:
Hani Musâya, (sapıklıkdan ayrılıb) doğru yola gelesiniz diye, («Tur» da) o kitabı (Tevrâtı) ve Furkaanı (Hak ile batılı ayırd eden hükümleri) vermişdik.
İbni Kesir
:
Hani, Musa'ya; hidayete eresiniz diye kitab ve furkan vermiştik.
Muhammed Esed
:
Ve (hatırlayın), Musa'ya ilahi kelamı -(böylece) doğruyu yanlıştan ayırt etmek için (kullanacağı) ölçüyü -vermiştik ki doğru yola yönelesiniz;
Ömer Nasuhi Bilmen
:
Ve bir vakitte Mûsa'ya kitap ve furkan vermiştik. Tâ ki hidâyete eresiniz.
Şaban Piriş
:
Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya kitabı ve furkanı vermiştik.
Suat Yıldırım
:
Mûsâ’ya Kitap ve Furkan’ı verdik, ta ki doğru yolda yürüyebilesiniz.
Süleyman Ateş
:
Yola gelesiniz diye Mûsâ'ya Kitap ve furkan (gerçekle bâtılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik.
Tefhim-ul Kuran
:
Ve (yine) hidayete erersiniz diye Musa'ya Kitabı ve Furkanı verdik.
Ümit Şimşek
:
Doğru yolu bulmanız için de Musa'ya kitabı ve hak ile bâtılı ayırt eden delilleri vermiştik.
Yaşar Nuri Öztürk
:
İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Mûsa'ya Kitap'ı ve furkanı/hakla batılı ayıran mesajı vermiştik.
Diyanet İşleri
:
Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
Abdulbaki Gölpınarlı
:
Doğru yolu bulasınız diye bir vakit Mûsâ'ya kitap ve doğruyla eğriyi ayırt eden hükümler verdik.
Adem Uğur
:
Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.
Ali Bulaç
:
Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik.
Ali Fikri Yavuz
:
Ve hatırlayın ki, biz Musâ’yı Tevrât’ı ve hak ile bâtıl arasını ayıran Furkan’ı vermiştik ki, (sapıklıktan kurtulup) doğru yolu bulasınız.
Bekir Sadak
:
Dogru yola gidesiniz diye Musa'ya hakki batildan ayiran Kitabi vermistik.
Celal Yıldırım
:
Ve hani doğru yola erişesiniz diye Musa'ya kitap ve furkanı vermiştik.
Diyanet İşleri (eski)
:
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
Diyanet Vakfi
:
Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.
Edip Yüksel
:
Yola gelmeniz için de Musa'ya kitabı ve yasayı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
:
Ve bir vakit Musaya o kitabı ve fürkanı verdik, gerekti ki doğru gidecektiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
:
Ve bir vakit Musa'ya o Kitab'ı ve Furkan'ı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
:
Ve hani bir zamanlar Musa'ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.
Fizilal-il Kuran
:
Hani doğru yola gelesiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik.
Gültekin Onan
:
Ve hidayete ermeniz için de Musa'ya kitabı ve furkanı verdik.
Hasan Basri Çantay
:
Hani Musâya, (sapıklıkdan ayrılıb) doğru yola gelesiniz diye, («Tur» da) o kitabı (Tevrâtı) ve Furkaanı (Hak ile batılı ayırd eden hükümleri) vermişdik.
İbni Kesir
:
Hani, Musa'ya; hidayete eresiniz diye kitab ve furkan vermiştik.
Muhammed Esed
:
Ve (hatırlayın), Musa'ya ilahi kelamı -(böylece) doğruyu yanlıştan ayırt etmek için (kullanacağı) ölçüyü -vermiştik ki doğru yola yönelesiniz;
Ömer Nasuhi Bilmen
:
Ve bir vakitte Mûsa'ya kitap ve furkan vermiştik. Tâ ki hidâyete eresiniz.
Şaban Piriş
:
Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya kitabı ve furkanı vermiştik.
Suat Yıldırım
:
Mûsâ’ya Kitap ve Furkan’ı verdik, ta ki doğru yolda yürüyebilesiniz.
Süleyman Ateş
:
Yola gelesiniz diye Mûsâ'ya Kitap ve furkan (gerçekle bâtılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik.
Tefhim-ul Kuran
:
Ve (yine) hidayete erersiniz diye Musa'ya Kitabı ve Furkanı verdik.
Ümit Şimşek
:
Doğru yolu bulmanız için de Musa'ya kitabı ve hak ile bâtılı ayırt eden delilleri vermiştik.
Yaşar Nuri Öztürk
:
İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Mûsa'ya Kitap'ı ve furkanı/hakla batılı ayıran mesajı vermiştik.