27 Mart 2014 yerel seçimlerine şunun şurasında beş ay var. Hemen ardından da cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağı düşünülecek olursa önümüzde ki bir buçuk yılı hep seçim satı mailinde  geçireceğiz demektir.
 
     Bu seçim satı maili ülkeyi çok daha politikleştirecek, hatta kutuplaştıracak bir eksende yaşanacağı ön görmemek için “kör” olmak gerekir. Önümüzde yeni Anayasa yapımından, Kürt sorununu çözmek için girilen barış sürecinin sonuç almasına, işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının (kıdem tazminatı vb.) ellerinden alınmasına kadar önemli konular bu eksenin siyasal dinamikleri olacaktır.
 
     AK Partisi hükümeti önümüzdeki sürecin farkında olduğundan, demokratikleşme adı altında ağızlara bir parmak bal çalarak günü kurtarmaya çalışmaktadır. Sonuncu olmadığı açıklanırken dillendirilen “son demokratikleşme paketi” yerel seçimlere yönelik bir yatırım olduğu tüm taraflarca bilinmesine rağmen yeterince dillendirilmemiş olması düşündürücüdür.
     2014 Yerel seçimlerinin bu günlerdeki en belirgin tartışması İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanlığına kim aday olacak? Ya da olmasın üzerinden yürütülüyor! Ezcümle seçimler ve ittifaklar sorunsalı ısıtılarak yeniden önümüze konulmak isteniyor.
 
     Bu anlamda, BDP/HDP çevresinin güçlü bir aday çıkarmadan CHP adayına destek vererek AK Partisinin geriletilmesinin sağlanması gerektiği üzerine hatırı sayılır düzeyde düşünce açıklayan “çöpçatan” kalemler ve bunların müritleri var. Bu önerileri geliştirenlerin temel argümanlarını; “yerel yönetimleri AKP'nin elinden almak, genel seçimlerde de AKP'nin geriletilmesini sağlayacaktır.” Şeklinde özetleye biliriz.
 
    AK partisi karşıtlığı üzerinden siyaset yapmanın sığlığı bir yana temel hak ve özgürlükler üzerinden sınıfta kalanların demokratik bir cumhuriyet talebine “öcü” gibi bakanların yerleşeceği yerel yönetimler ve bunun sonucunda genel seçimlerde başarı elde etmeyi ummak bence safdillik olur.
 
     Oysa siyaset pazılın bütününü görüp, parçalarını yan yana dize bilemektir. Öyle zamanlar olur ki bir belediye başkanlığını almak orada yönetime ortak olmak mümkündür. O anlamda farklı olanlarla kısa süreli ya da geçici ortaklıklar yapılabilir. Ancak önümüzdeki süreç sadece yerel yönetim eksenli düşünmemize izin vermeyecek kadar önemli bir süreçtir. Bu anlamda Yerel seçimleri genel seçimlerden ayrı düşünerek salt yerel yönetimlerde AK Partisi karşıtı bir birliktelik ezilenleri, emekçileri, gadre uğrayanları, ötekileştirilenleri, yok ve hor görülenleri uzun vadeli siyaset yapmaktan alıkoyacaktır.
 
    Nasıl mı?
 
    Siyaset hem geçmiş hem gelecek kurgusu üzerinden şekillenir. CHP'nin demokratik güçlerle, Kürt hareketi ile geçmişte hangi ortak zeminde işbirliği olmuştur? Önce bir geçmişe bakalım.
 
    AK Partisi ilk iktidara geldiği yıllarda ''Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nu” meclise sundu. Sonrasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer kısmi veto etti. CHP anayasa mahkemesine götürerek ilk 2 maddesini iptal ettirdi. 2010 referandumunda CHP, 12 Eylül anayasasındaki değişikliğe can siperane engel olmaya çalıştı. Mecliste yeni anayasa yapımında ilk dört maddenin değiştirilemez hükmüne MHP ile birlikte sahip çıktı. Ana dilde eğitime, ülkeyi böler gerekçesiyle karşı olduğunu birinci ağızdan açıkladı. Suriye için çıkartılan tezkereye hayır derken, Irak için çıkarılan tezkereye AK Partisi ve MHP ile birlikte evet dedi. Örnekleri çoğaltmak mümkün lakin yerimiz dar!
 
      Sözün özü özeti; ülkemiz yurttaşlarına AK Partisi neo liberal gerici politikalarına ne çılgın projelerine ne de CHP’nin vesayetçi, statükocu hedeflerine ulaşmada bir araç gören anlayışına pirim verilmelidir. İçerisinde yer aldığım HDK/HDP siyasal hattı, barış ve demokratikleşme sürecini ilerletme görevini unutmadan, yerel yönetimlerde çoğulcu, özgürlükçü, doğrudan demokrasiyi hedef alan bir zeminin inşası için, günü birlik hesaplara kapılmadan alternatif bir güç olmalı halklarımıza demokratik bir seçenek olduğunu göstermelidir.
 
    Yerel seçimler üzerinden yerinden ve yerel yönetimi güçlendirmek ve geliştirmek için, özerk meclisler idari yapısının toplumda benimsenmesi için mücadele etmek istiyorsak, doğrudan demokrasiye uygun olarak katılımcı yerel yönetim modelini geliştirmeyi hedefliyorsak, bütçesini halkın belirlediği, rantı ve hırsızlığı taşeronu önleyecek belediyeciliği savunacaksak,  çok dilli belediyeciliği geliştirmek ve pratikte uygulanır olduğunu göstermek derdimiz var ise, kentsel dönüşüm politikalarına karşı, çarpık kentleşmeye alternatif katılımcı bir dönüşüm politikası geliştirmeyi hedeflediysek, ekolojik kentler tasarlama ülkümüzü hala bilincimizde tutuyorsak CHP ile ittifak yapılamayacağı net bir biçimde ifade edilmelidir.
 
     Tüm bu ilkesel gerçekliliklere rağmen CHP - HDP ittifakını talep eden iyi niyetli unsurlardan mantık dâhilinde yerel seçimlere yönelik beraber hareket etme talepleri gele bilir. O dostlarımıza nazik hane şunu soralım. 1977 yılında MC'ye karşı, 12 Eylül sonrası ANAP'a karşı, sonra Refah “'tehlikesine”' karşı; şimdi de “AKP'ye” karşı sol güçlerin hep CHP ye oy vermesi istendi ve çoğu zaman da sağlandı.  Sağlandı sağlanmasına toplumsal yaşamımızda ne değişti? Evet, bu soruyu soralım ve hatırlatalım; “cehennemin yolu iyi niyet taşları ile döşenmiştir.”