Bugün (05.08.2013) Silivri’deydim. Ergenekon davasının karar günü olması nedeniyle bu tarihî olaya şahit olmak, gözlemlerimi okuyucuyla paylaşmak, tarihe bir iz bırakmak istedim.. Sabah 10.00 civarında Silivri’ye vardık. Cezaevine yaklaşmamız bile mümkün olmadığı için cezaevinin kampüsünün bulunduğu tarlalara doluştuk.

İnsanlar ellerindeki Türk bayraklarıyla kampüsü, adeta bir gelincik tarlasına çevirmişti. Ana muhalefet partisi CHP’nin yanı sıra bazı sivil toplum kuruluşları (STK)’lar da buradaydı.  CHP, partililerin polise yaklaşmaması konusunda sürekli anons yaptı ve otobüsün yanından ayrılmamalarını istedi.

Polis ve jandarma her yerde olağanüstü denilecek güvenlik önlemleri almıştı.  İki helikopter gün boyu tarlaların üstünde turladı. Bu arada Silivri hava sahasının uçuşlara kapatıldığı haberini aldık! Gençlerden birisi, “bizde uçaksavarlar var ya, o sebeptendir” diye espri yaptı.


Bir taraftan merakla Ergenekon sonuçlarını beklerken, diğer taraftan da gölge olacak bir yer bulmak ümidiyle yukarıya doğru yürüdük. Polisler yere oturmuş, bazıları birbirlerine sırt vermiş, dinlenmekteydiler. Otobüslerine izin verilmediği için İstanbul dışından kendi imkânları ile gelen gençler oldukça buruktu. “Toroslar’dan Yörük Obası” pankartı taşıyan genç kızlar ve erkekleri görünce etrafta kısa bir süre bir şenlik havası esti.  Gençler, şalvarları  ve kızların başındaki oyalı yazmaları ile çok hoştu. Anadolu’muzun bu tertemiz gençlerine “hoş geldiniz” dedik, fotoğraflarını çektik. Bir kaç genç halay çekmeye başladı. Biz, bulduğumuz ağaçların altına oturduk. Bir kaç gün önceden gelen ve ağaçların altına hamak serenler bile vardı. Seyyar satıcılar yiyecek, su, bayrak, maske v.b. malzemeleri satmaya çalışıyordu. Silivri Cezaevi’nin kampüsü tam bir panayır havası içerisindeydi. Sizin anlayacağınız, hiç kimsenin olay çıkarmaya falan niyeti yoktu. En azından biz öyle tahmin ediyoruz. CHP’ de öyle tahmin etmiş olmalı ki, ara ara  milletvekillerinin konuşma yapacağını duyurmaya çalışıyordu. Kalabalık otobüsün sağına doğru toplanmaya başladı. Kimisi de yerlere oturdu.

Biraz dinlendikten sonra CHP otobüsünün bulunduğu yere indik. Sanırım saat 14.00 civarında sonuçlar açıklanmaya başladı. Müebbet, ağırlaştırılmış müebbet, 30-40 yıl hatta 100 yılın üstünde hapis cezaları verilmişti. Bu kadar ağır cezaları kimse beklemiyordu. Ülkeye hizmet etmiş şerefli komutanlar, Genel Kurmay Başkanlığı yapmış İlker Başbuğ, gazeteciler, rektörler...


Herkes çok üzgündü. Bazı gençler birkaç slogan atarak sonucu protesto ettiler. Derken kalabalıkta ani bir hareketlenme fark ettik. Yukarıdaki polisler aşağıya inmişlerdi ve kampus arazisini yani orada toplanan eylemcileri çevirmeye başlamışlardı. Daha biz ne olduğunu anlayamadan, arka arkaya biber gazı sıkmaya başladılar. Gelincik tarlası bir anda gaza boğuldu. İnsanlar oraya buraya kaçışmaya başladılar. Bizim bulunduğumuz yerin aşağısında, yerleşim yerlerinin yakınında park etmiş TOMA’lar da tazyikli su ile gelincikleri sulamaya başladı. Gençler tazyikli suya karşı kendilerini ağaçtan kalkanlarla korumaya çalıştı ama nafile. Polisin sıktığı biber gazlarından gözlerimiz görmez oldu, nefesimiz daraldı. Bir an kalpten gideceğimi sandım. Bu acımasız saldırı karşısında yapacağımız tek şey oradan uzaklaşmak hatta kaçmak oldu. E 5 karayoluna çıktık. Trafik durdu. Biber gazı kapsüllerinin başımıza isabet etmesinden endişe duyduğumuz için, araçları kendimize siper ederek koşmaya çalıştık. Ağzımızda bezden gaz maskeleri, ellerimizde limonlarla yukarıya, Maxi Market’in önüne doğru yürümeye çalıştık. Bazıları deniz tarafındaki ara sokaklara doğru dağıldı. Atılan biber gazı kapsüllerinden tarlalar ve yol kenarındaki otlar tutuştu. Bir gencin yaralandığını duyduk. Artık Silivri’den uzaklaşmaktan başka çare yoktu. Ancak polisin de eylemcileri bırakmaya hiç niyeti yoktu. E 5 kara yolunun sağından ve solundan biber gazı sıkarak insanları metrelerce kovalamaya devam etti. Markete yaklaştığımız zaman başka polis gruplarının, yolun iki yanını da tuttuğunu gördük. Kalabalığın arasında yaşlılar hatta sakatlar vardı. Onlara ne oldu, nasıl kaçabildiler, bilemiyorum! Bir ara Toroslardan gelen delikanlılardan üç tanesini fark ettim. Onlarda darmadağın olmuşlardı.

Sonuç olarak bir tarihe şahitlik etmek isteği, biber gazından yanmış gözlerimize ve nefes almakta zorlanan kalplerimizin çırpınışlarına sebep oldu.

Bir kez daha limon, sirke ve bez maskeler; biber gazı, TOMA, cop ve yüzlerce jandarma ile polis gücüne teslim olmuştu. 
*
“Ey iman edenler! Allah için adaleti titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun.” Kur’an, Maide 8.
Beşeri adaletin olmadığı yerde İlâhî Adalet devreye girer.

Ramazan bayramınız kutlu olsun diyeceğim ama o coşkuyu ne kendimde ne de gelincikler de göremiyorum.
Yine de kutlu ve mutlu bayramlar diliyorum.