SES’den Önemli Hukuk Kazanımı

KESK’e bağlı SES – Sağlık ve Sosyal Hizmet Sendikası Niğde’de meydana gelen bazı uygulamalarının da konu olduğu davayı davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkesine götürmüştü.

SES’den Önemli Hukuk Kazanımı

banner785
 KESK’e bağlı SES – Sağlık ve Sosyal Hizmet  Sendikası  Niğde’de meydana gelen  bazı uygulamalarının da konu olduğu davayı  davayı  Avrupa İnsan Hakları Mahkesine götürmüştü.

Niğde ‘de kurum ve kuruluşlar önünde yapılan basın açıklamaları ile ilgili  bu AİHM dava kararı  sonucunun ülke geneline etkisi olacak.

Konu ile ilgili SES Niğde Temsilcisi Yılmaz Yıldız bir basın açıklaması yaptı. Yıldız açıklamasında ;

Valilikler tarafından yasaklandığı belirtilen yerlerde basın açıklaması yapılması durumunda 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32.maddesine göre idari para cezası verilmesi ile ilgili AİHM yeni ve önemli bir karar vermiştir. SES Niğde Temsilcisi Yılmaz YILDIZ’ın SSK’ların Sağlık Bakanlığına devri sırasında Hastane önünde yapmış olduğu basın açıklaması nedeniyle para cezasına çarptırılmıştı.  Bu neneden dolayı iç hukukta tüm yollar tüketildiğinden AİHM’e dava açılmıştı.

 

Ve nihayet AİHM davayı 8 yıl sonra karara bağladı;

AİHM’in 4524/06 başvuru nolu ve 14 Ekim 2014 tarihli kararında; başvurucuların barışçıl bir gösteriye katılmalarından dolayı yargılanıp idari para cezası verilmesinin orantılı olmadığı ve AİHS’in 11.maddesinin 2.paragrafı kapsamında bu cezanın kamu düzenini sağlamak için gerekli olmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiş ve Türkiye’nin sözleşmenin 11.maddesini (örgütlenme ve toplanma özgürlüğü) ihlal ettiği belirtilmiştir.

 

Bu durumda, özellikle kamu kurum ve kuruluşları önünde yapılan basın açıklamalarından sonra polisler tarafından idari para cezası tutanağı tutulup, para cezası verilmesi AİHS’in 11.maddesine açıkça aykırı hale gelmiştir. Türkiye’deki tüm emniyet birimlerinin AİHM kararı uyarınca bundan böyle idari para cezası tutanağı düzenlememesi ve hiç kimseye para cezası vermemesi gerekmektedir.

Sendikamız AİHM kararının uygulanmasını ısrarla takip edecektir.”dedi.


AİHM KARARI AŞAĞIDADIR...

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ DAİRE

 

KARAR

 

Avukat Öztürk TÜRKDOĞAN

Necatibey Cad. No: 82/13

TR-Sıhhiye/ ANKARA

 

14 Ekim 2014

ECHR-LE20.2Cr

HUH/FB/nss

Başvuru No: 4524/06

Yıldız ve Diğerlerinin Türkiye Aleyhine Açtığı Dava

 

Sayın Yetkili,

Mahkeme Kurallarının 77/2 ve 3 maddelerine göre, İlgili dairenin yukarıdaki dava ile ilgili hükmünün bir kopyasını ekte gönderiyorum. İşbu tebligat verilen kararın tamamını teşkil eder.

Karar şu anda Mahkemenin internet sitesinde de (www.echr.coe.int) yayınlanmaktadır.

Dikkatinizi işbu kararın sonuçlanacağı (Sözleşmenin 42. ve 42/2. Maddeleri ) şartlara çekmek istiyorum.  Bu konu ile ilgili Yüce Divana bu kararlarla ilgili yapılacak talebin iyi bir şekilde gerekçelendirilmiş olması ve bugünden itibaren üç ay içerisinde, yani 14 Ocak 2015 günü gece yarısına kadar (Merkezi Avrupa Saatiyle) kayda girmesi gerekmektedir (Bkz. Kovacic ve Diğerlerinin Slovenia [GC] aleyhine açtığı davalar, numaralar 44574/98 ve 48316/99, Madde 197, 3 Ekim 2008).  Bununla ilgili bir talep olmadığında ise, bu karar yine aynı gün gece yarısından itibaren nihai karar sayılacaktır. Eğer başvuru sahiplerinin durumu “istisnai” olursa ve Sözleşmenin 43. Maddesi kapsamında “ciddi bir sorun” oluşturursa ve Yüce Divana başvuruda bulunmak istiyorlarsa; eğer başka bir dilde başvuru yapmak için Daireye başvurup Daire başkanınca kendilerine bu yönde bir izin verilmemişse, Yüce Divana Mahkemenin resmi dillerinden birisinde- İngilizce veya Fransızca- başvurularını yapmaları gerekir.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

İkinci Daire

Yılmaz ve Diğerlerinin Türkiye aleyhine açtığı dava

(Başvuru Numarası 4524/06)

 

Hüküm

Strazburg

14 Ekim 2014

 

Sözleşmenin 44/2 Maddesinde belirtilen şartlara göre bu hüküm nihai hüküm olacaktır. Editoryal revizyona tabi olacaktır.

 

 

Yılmaz ve Diğerlerinin Türkiye aleyhine açtığı davada,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) aşağıdaki şekilde bir mahkeme heyetinden oluşmaktadır:

 Guido Raimondi, Başkan

 Işıl Karakaş,

Andras Sajo,

Nebosjsa Vucinic,

Egidijus Küris

Robert Spano

Jon Fridric Kjolbro, hakimler

 ve Abel Campos, daire başkâtip yardımcısı

23 Eylül 2014 tarihinde özel oturum yaparak aynı gün kabul edilen aşağıdaki hükmü vermiştir.

 

PROSEDÜR

  1. Türk vatandaşları Yılmaz Yıldız, Kamiran Yıldırım ve Mehmet Metin Çılgın’ın (başvuru sahipleri) 3 Ocak 2006 tarihinde 4524/06 numara ile Türkiye Aleyhine Mahkemede İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunmasına ilişkin Sözleşme (“Sözleşme) 34 Maddesi kapsamında dava açmışlardır. Türk Hükümeti Ankara’da çalışan avukat Ö. Türkdoğan tarafından temsil edilmektedir.

  2. Başvuru sahipleri, Ankara’da çalışan avukat Ö.Türkdoğan tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti ise kendi kurumları tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuru sahipleri, örgütlenme ve ifade özgürlüğü haklarına müdahale edildiği iddiasında bulunmuşlardır.

  4. 14 Ocak 2013 tarihinde, Hükümet bu dava hakkında bilgilendirilmiştir.

GERÇEKLER

I.                   Davanın Koşulları

  1.  Başvuru sahipleri sırasıyla 1972,1965 ve 1961 yıllarında doğmuş Türk vatandaşlarıdırlar. Yılmaz Yıldız Niğde’de diğerleri ise Mardin’de yaşıyorlar.

  2. 6. İlk başvuru sahibi Yılmaz Yıldız Sağlık çalışanıdır ve Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Emekçileri Sendikası (SES)’in Niğde şube başkanıdır. İkinci başvuru sahibi Kamiran Yıldırım doktordur ve SES’in Mardin şubesi başkanıdır. Üçüncü başvuru sahibi Mehmet Metin Çılgın doktordur ve SES’in Mardin’deki bir üyesidir.

  3. 4 Şubat 2005 tarihinde, sendikanın birkaç üyesi Niğde Sosyal Güvenlik Kurumu (SSK) Hastanesinin önünde toplanmışlar. Daha sonra birinci başvuru sahibi, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesinin sonucu olarak ortaya çıkabilecek problemlere dikkat çeken SES’in basın açıklamasını okumuşlar.

  4. Söz konusu açıklama şu şekildedir:

“ Basının ve kamuoyunun dikkatine:

SSK’ye bağlı hastaneler 5283 sayılı yasaya göre Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. Bu yapısal değişiklik sonrasında, hastalar uzun zaman ilaçlarını alamamış ve hastane çalışanları gergin bir atmosferde çalışmaktadır.

 Bu yapısal değişiklik öncesinde bizim sendikamız Hükümeti ve kamuoyunu uyarmıştır.  Muhtemel idari ve bürokratik problemler açıklanmıştır: SSK büyük bir ekonomik yük altında kalacaktır, insanlar sağlık hizmetlerin karşılığını ödemek zorunda kalacaklar ve çalışanlara ek vergiler yüklenecektir.

Sendikamız,  hükümetin yapısal  problemleri telafi etmek için sağlık hizmetleri bütçesine daha fazla fon ayırması gerektiğini savunmaktadır.

Sendikamız, herkese eşit, yeterli, ulaşılabilir ve ücretsiz sağlık hizmeti verilmesi gerektiğini savunmaktadır.

  1. 25 Şubat 2005,  tarihinde ikinci ve üçüncü başvuru sahipleri Mardin Yenişehir SSK hastanesinin bahçesinde üçüncü kişilerle buluşmuşlardır. Sonuç olarak, ikinci kişi Sendikanın Mardin şubesi başkanı sıfatıyla basın açıklamasını okumuştur.

  2. Bu toplanmaların hiçbirisinde, polis insanların bir araya toplanmasını engellememiştir. Polis gösterilere veya basın açıklamasının okunmasına müdahale de etmemiştir.

  3. Polisin 4 Şubat 2005 tarihinde Niğde’de düzenmiş olduğu raporuna göre ve 25 Şubat 2005 tarihinde Mardin’de düzenlemiş olduğu rapora göre göstericiler sözlü olarak uyarılmış ve toplanmalarının yasal olmadığı kendilerine anlatılıp, kamunun güvenliği için toplanmamaları konusunda uyarılmışlardır.

  4. Niğde ve Mardin Cumhuriyet savcılıkları,  5326 sayılı Kabahatlar kanununun 32. Maddesine göre başvuru sahiplerinin ilgili makamların kamunun güvenliğini korunmak için vermiş olduğu emirlere bilerek itaatsizlik ettikleri gerekçesiyle başvuru sahipleri hakkında iddianame hazırlamışlardır (Bkz. madde 17).

  5. 8 Haziran Mardin Sulh Ceza Mahkemesi 14 Haziran 2005 tarihinde ise Niğde Sulh Ceza Mahkemesi başvuru sahiplerini suçlu bularak onlara 100’er TL para cezası vermiştir (62 Euro).

  6. Başvuru sahipleri mahkemenin kararını temyize götürmüşlerdir.

  7. 20 Haziran 2005 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi 26 Haziran 2005 tarihinde ise Niğde Ağır Ceza Mahkemesi başvuru sahiplerinin temyiz taleplerini reddetmiştir. Bu kararlar başvuru sahiplerine sırasıyla 15 Temmuz 2005 ve 3 Ağustos 2005 tarihlerinde bildirilmiştir.

  8.  Başvuru sahipleri sırasıyla 23 Ağustos 2005 ile 11 Ekim 2005 tarihlerinde para cezalarını ilgili vergi dairelerine ödemişlerdir.

II.İLGİLİ İÇ HUKUK

 

  1.  Kabahatler kanununun (5326 sayılı kanun) 32 maddesi şunu diyor:

“Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.”

  1. İl İdaresi Kanununun (5442 sayılı kanun) 9/ç maddesi şunu diyor:

Vali, kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevlidir. 

  1. İl İdaresi Kanununun (5442 sayılı kanun) 11/C maddesi şunu diyor:

“İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.” 

  1. İçişleri Bakanlığının yayınladığı 2004/100 sayılı genelgeye göre görevlendirilen valiler, güvenlik ihtiyaçlarını da dikkate alarak kritik kurumların yakınında basın açıklaması yapmayı da yasaklayabilirler.

  2. İl İdare Kanununun (5442 sayılı kanun)66. Maddesine göre, yerel sivil idare veya yerel valiler Kabahatler Kanununun 32. Maddesine göre ilgili kurallara göre alınan kararlar ve önlemlere uymayanlara ceza uygulayabilirler.

  3. Toplantı ve Yürüyüş Kanununun (2911 sayılı kanun) 6. Maddesi, en üst yerel idarecilere gösterilerle ilgili gerekli düzenlemeleri yapma yetkisi vermektedir.

  4. Mardin Valiliğinin 20 Temmuz 2004 tarihli Basın Bülteni, hastanelere 100 metreden daha yakın yerde basın açıklaması yapmayı yasaklamıştır. Bunun yanı sıra Niğde Valiliği 5 Ağustos 2004 tarihinde herhangi bir devlet kurum ve kuruluşu veya onların binalarının önünde kamuya açık konuşma yapmayı yasaklamıştır.

KANUN

I.                    Sözleşmenin 10. Ve 11. Maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia

  1. Başvuru sahipleri, toplandıkları için ve basın açıklaması okudukları için kendilerine idari para cezasının verilmesinin Sözleşmenin 10. Ve 11. Maddeleri kapsamında toplanma ve ifade özgürlüğü özgürlüğüne müdahale olduğunu savunmuşlardır.

  2. Bu davaya  konu başvuru sahiplerine,  polislerin gösteri alanından ayrılmaları konusundaki ihtarına uymadıkları gerekçesiyle para cezası verilmiştir. Bunun için Mahkeme, davanın bu kısmını tek başına 11. Madde kapsamında inceleyecektir. Ancak yine mahkeme, ifade özgürlüğü konusunun toplanma özgürlüğünden ayrı olarak değerlendiremeyeceğini not etmektedir. 11. Maddenin bağımsız rolü ve kendine has uygulama alanına rağmen, 11. Maddenin  10. Maddenin ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir (Bkz. Ezelin’in Fransa aleyhine açtığı dava, 26 Nisan 1991, No. 37, Seri A, No: 202).

  3. Sözleşmenin 11. Maddesi aşağıdaki gibidir:

  1. Kabul Edilebilirlik  

  1.  Hükümet; başvuru sahiplerine küçük bir ceza kesildiği ve önemli manada bir dezavantaj yaşamadıkları gerekçesiyle Sözleşmenin 35/3 (b) Maddesi kapsamında başvurularının reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.

  2.  Mahkeme; Hükümetin sadece başvuru sahiplerine küçük ceza yazıldığından bahsettiğini ve onların neden “büyük dezavantaj” yaşamadığına değinmediğini de not etmektedir (Bkz. Berladir ve Diğerlerinin Rusya aleyhine açtığı dava, No.24360/04, No: 21-23, ECHR 2011 (alıntı) ve Van Velden’in Hollanda aleyhine açtığı dava, No. 30666/08, Madde No.37-39, 19 Temmuz 2011).

Bunun yanı sıra, 35/3 (b) maddesi kapsamında yer alan  iki (koruma maddesinden) bahsedilmemiştir. İlkelerle ilgili daha önemli bir konuyu ve sınırlamaların kapsamını da ilgilendiren bu davadaki konuları dikkate alan Mahkeme, işbu davayı Sözleşmenin 35/3(b) maddesi kapsamında reddetmeyi uygun bulmamaktadır.

 

  1.  Mahkeme aynı zamanda, Sözleşmenin 35/3(b) maddesi kapsamında                  başvurunun niyetinin açıkça kötü olduğunu da düşünmüyor. Aynı zamanda, başka bir kıstasa göre de kabul edilemez olmadığını da ortaya koymaktadır.  Onun için kabul edilebilir olduğunun ilan edilmesi gerekmektedir.

B. MERİT

1.Tarafların görüşleri

 

  1.  Başvuru sahipleri, toplanıp basın açıklaması okudukları için kendilerine idari para cezası verilmesi barışçıl yollarla toplanma ve ifade özgürlüğüne müdahale olduğunu beyan etmişler. Başvuru sahipleri aynı zamanda kamuoyunun huzurunu bozmadıklarını veya yaptıkları açıklamanın başkalarının hakkını ihlal etmediğini de beyan etmişlerdir.

  2.  Suç unsuruna gelince, Hükümet, Mardin ve Niğde Valiliklerinin  hastane ve ek binaları da dahi Devlet binalarının önünde basın açıklaması yapmayı yasaklamaya ilişkin Basın Bültenidir.

  3. Hükümet; Oya Ataman’ın Türkiye aleyhine açtığı dava (No: 74552/01, Madde 35, ECHR 2006-XIII) ile ilgili Mahkeme’nin içtihadına göre, yerel yönetimler insanların barış içinde yaşaması ve kamunun güvenliği için yasal gösterilere ilişkin uygun önlemleri almaları gerekmektedir.

2. Mahkemenin Değerlendirmesi

(a) Barışçıl yollardan toplanma özgürlüğüne müdahalenin olup olmadığına ilişkin

 

  1.  Mahkeme, ilk olarak, tüm başvuru sahiplerinin toplantılara iştirak ettiğini ve üç başvuru sahibinden ikisinin basın açıklamasını okuduğuna dikkat çekmektedir. Mahkeme, yine başvuru sahiplerinin bu toplantılara iştirak etmekle o zaman gündemde bir konu olan SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesine dikkat çekmek istediklerine de dikkat çektedir.  Mahkemenin görüşüne görem, başvuru sahiplerinin yargılanıp suçlu bulunmaları onlar üzerinde soğuk duş etkisi yaratıp onları benzer mitinglere katılmama konusunda cesaretlerini kırabilirdi (Bkz. Bqczkowski ve Diğerlerinin Polonya aleyhine açtığı dava, no. 1543/06 Madde 67-68, 3 Mayıs 2007).

  2. Yukarıdaki görüşe göre, Mahkeme başvuru sahiplerine para cezası verilmesi onların barışçıl yollarla toplantı özgürlüğü hakkına müdahale olduğu kanaatindedir.

(b) müdahalenin gerekçesinin olup olmadığı

  1.  Eğer bu müdahalenin “ hukuka uygun olduğu” veya ilgili Maddenin 2. Paragrafında belirtildiği şekilde bir veya birden çok meşru amaca yönelik olduğu veya “demokratik toplumda bir gereklilik” için yapıldığı gösterilmezse, 11. Maddenin ihlaline yönelik ihtimal artacaktır.

(i)                 Hukuka uygun olması

  1.   Başvuru sahipleri, halkın Milli Gazete’de yayınlanmayan bu İçişleri Bakanlığı genelgesinden haberdar edilmediğini beyan etmiştir.

  2. Hükümet; İçişleri Bakanlığının 2004/100 sayılı genelgesinin 9/ç ve 11/c maddeleri ile Özel İl İdaresi Kanunun (5442 sayılı Kanun) 66. Maddesi ile Toplantı ve Gösteri Kanununun (2911 sayılı Kanun) 6. Maddesine göre Niğde ve Mardin valiliklerinin Resmi Gazete’de basın bültenleri yayınladıklarını beyan etmiştir. Dahası, Hükümet gösteri ve basın açıklamasının okunmasına müdahale edilmediğini ancak yasaklanmış yerde basın açıklaması yapılmasından dolayı Kabahatler kanununun (5326 sayılı kanun) 32. Maddesine göre başvuru sahiplerine idari para cezası verildiğini beyan etmiştir.  Hükümet, verilen cezanın bu açıdan hukuka uygun olduğunu savunmaktadır.

  3.             Mahkeme, “hukuka uygun” ibaresinin ilk önce söz konusu önlemlerin iç hukuka olduğunu göstermesi gerekmektedir. ancak yine de ilgili hukukun niteliğine atıfta bulunur, onun sonuçlarını daha iyi görebilecek olan insanların erişimine açık olması gerekmektedir ve hukukun üstünlüğüne uygun olması gerektiğini savunmaktadır (Bkz. Kruslin’in Fransa aleyhine açtığı dava, 24 Nisan 1990, Seri A No: 176-A, Madde 27).

  4.  Mahkeme, bu davada başvuru sahiplerineKabahatler Kanununun (5326 sayılı kanun) 32. Maddesine göre idari para cezası kesildiğini ortaya koymaktadır. Bunun için hukukun yeterince erişilebilir ve öngörülebilir olması ve insanların kendi hareketlerini düzene koyması niçin gerekli derecede kesin olması gerekmektedir. iç hukukun bu nitelikleri karşılaması için keyfi davranışlara karşı hukuki korumayı getirmesi ve ilgili makamlara verdiği yetkilerin kapsamı ile uygulama biçimi hakkında yeterince açık olması gerekmektedir (Bkz. Malone’nin İngiltere hakkında açtığı dava, 2 Ağustos 1984, Madde 66-68, Seri A No. 82, Rotaru’nun Romanya aleyhine açtığı dava (GC), No: 2834, Madde 55, ECHR 2000-V). Ancak,  bu hususlar ışığında, Mahkeme, önlemlerin gerekliliği (bkz. 43-49. maddeler) konusunun hukukiliğine ilişkin nihai bir sonuca varmanın gerekmediği kanaatindedir ( Bkz. Association Ekin’in Fransa hakkında açtığı dava no. 39288/98, Madde 46, CEDH 2001-VIII ve Dink’in Türkiye aleyhine açtığı dava, numaraları: 2668/07, 6102/08, 30079/08,7072/09 ve 7124/09, madde 116, 14 Eylül 2010).

(ii)               Yasal amaç

  1.  Alınan önlemlerin yasal amacının olup olmadığı ile ilgili olarak, Hükümet müdahalenin kamu düzeni, kamu güvenliği ve sağlığının  sağlanmasına yönelik olduğunu savunmuştur.  Mahkeme, önlemin Hükümet tarafından belirtilen yasal amaca uygun olduğunu kabul etmektedir.

(iii) Demokratik bir toplumda gereklilik

  1.  Mahkeme; demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü gibi toplanma hakkının da temel bir hak olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun için kısıtlayıcı bir yorumla yorumlanmaması gerekmektedir. Bunun için, bu hak hem özel toplantıları hem de kamusal alanda yapılan toplantıları, statik toplantıları ve törenleri kapsamaktadır. kişiler ve toplantıyı organize edenler tarafından kullanılabilmektedir (Djavit An’ın Türkiye aleyhine açtığı dava, no. 20652/92, Madde no. 56, ECHR 2003-III).  Müdahalenin “demokratik bir toplumda bir gereklilik” olup olmadığı sorusuna gelince, Mahkeme içtihatlarını resmi makamların yasal gösterilerin  huzur içinde yapılması için önlem almak açısından yapılması gerekenler açısından değerlendirir (Bkz. Oya Ataman, yukarıda zikredilmiştir). Mahkeme,  11. Maddenin 2. Paragrafının da devlete toplanma hürriyeti hakkının kullanılması karşısında “yasal kısıtlamaları” kullanması hakkını verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, kamu alanında toplanma hürriyetinin kullanılmasına kısıtlama getirmenin kamu düzenini korumaya hizmet edebileceği görüşündedir (Bkz. Eva Molnar’ın Macaristan aleyhine açtığı dava, no. 10346/05, Madde: 34, 7 Ekim 2008).

  2.  Mahkeme, orantılık prensibinin, 11/2 Maddesinde belirtilen amaçların gereklilikleri ile barışçıl yollarla toplanma özgürlüğü arasında bir denge olmasını gerektirdiği görüşündedir. Bir gösteride şiddete neden olacak hareketlerin olacağına ilişkin görüş, belli durumlarda kabul edilebilir bir önlem olarak kabul edilebilir (Bkz. Osmani ve diğerlerinin Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti aleyhine açtığı dava(dec), no.50841/9911 Ekim 2001). Bunun yanı sıra, izinsiz yapılan bir gösteriye katılım için müeyyide uygulanması 11. Maddenin sağlamış olduğu garantilere uygun olabilir (Bkz. Ziliberg’in Moldova Aleyhine açtığı dava, no. 61821/00, 1 Şubat 2005).  Diğer taraftan, barışçıl bir toplantıya katılmak o kadar önemlidir ki, bir kişi katıldığı toplantıda aşırı hareketlerde bulunmadıkça, yasaklanmamış bir gösteriye katıldığı için disiplin cezasının en düşüğü bile olsa ona müeyyide uygulanamaz (Bkz. Ezelin, yukarıda zikredilmiş, Madde 53.)

(d) Bu prensiplerin bu davaya uygulanması

  1.  Mahkeme, başvuru sahipleri ilgili yetkili makamlar tarafından yasaklanmış bir yerde gösteri yapmış olmasına rağmen, onların amacının kamunun menfaatine olan bir konuya, yani SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi konusuna, dikkat çekmek olduğunu gözlemektedir. Başvuru sahipleri barışçıl bir gösteri yapmışlar ve hastane girişinde herhangi bir karışıklığa neden olmamışlar, hastaların hastaneye girişine izin vermişler. Bunun yanı sıra, göstericilerin kamu düzenini tehdit tehlike oluşturduğuna veya şiddet hareketlerinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.

  2.  Mahkeme önündeki delillerden anlaşılmaktadır ki,  polisler toplanmanın yasak olduğu ve kamunun düzeni ve güvenliği için gösteriyi terk etmeleri ihtarında bulunmuşlar. Başvuru sahipleri ve diğer göstericiler bu ihtarlara uymamış ve basın açıklamasını okumaya devam etmişlerdir.

  3.  Genel bir prensip olarak; Mahkeme, kamusal alanda gerçekleşen herhangi bir gösterinin kaçınılmaz olarak belli bir dereceye kadar karışıklığa neden olduğu ve eğer 11.Maddenin verdiği toplanma özgürlüğü hakkından mahrum edilmez ise, yetkililerin bir dereceye kadar barışçıl toplantılara tolerans göstermesi önemlidir (Bkz. Bukra ve Diğerlerinin Macaristan aleyhine açtığı dava, no. 25691/04, Madde: 37, ECHR 2007-III).

  4.  Mahkeme, üç kişinin sadece barışçıl bir gösteriye katılmasından dolayı mahkeme tarafından mahkum edilip, sonuç olarak idari para cezasını ödemeye mahkum edilmesi konusunda endişelidir. Mahkeme, orantılık prensibinin, 11/2 Maddesinde belirtilen amaçların gereklilikleri arasında bir denge olmasını gerektirdiği görüşündedir. Adil bir dengenin korunması, barışçıl gösterinin prensipte cezai müeyyide tehdidi ile karşılaşmaması demektir (Bkz. Akgöl ve Göl’ün Türkiye Aleyhine aştığı davalar, numaralar 28495/06 ve 28516/06, Madde 43, 17 Mayıs 2011).

  5. Bunun yanında, başvuru sahiplerinin ilgili makamların emirlerine itaat etmeyerek suçlu bulundukları doğrudur. Mahkeme ise, iç mahkemenin verdiği hükümde müdahale ile başvuru sahiplerinin toplanma özgürlüğü arasındaki dengeyi kurmadığına dikkat çekiyor. Bundan dolayı Mahkeme, iç mahkeme tarafından gösterilen sebepler ilgili veya yeterli değildir ve yasal hedeflere göre orantılı değildir.

  6. Mahkeme, yukarıda belirtilenlere bakarak, başvuru sahiplerinin barışçıl bir gösteriye katılmalarından dolayı yargılanıp onlara idari para cezasının verilmesi orantılı değildir ve  Sözleşmenin 11. Maddesinin 2 paragrafı kapsamında kamu düzenini sağlamak için gerekli değildir (Bkz. Gün ve Diğerlerinin Türkiye aleyhine açtığı dava, no. 8029/07, Madde 77-85, 18 Haziran 2013).

  7. Bu minvalde, Sözleşmenin 11. Maddesi ihlal edilmiştir.

II.                  SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1.  Sözleşmenin 41. Maddesi aşağıdaki şekildedir:

Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette

tatminine hükmeder.

  1. Tazminat

  1.  Başvuru sahiplerinin her birisi, gösteriye katıldıkları için idari para cezası olarak ödedikleri 62 Euro istiyor. Aynı zamanda buna faizin de uygulanmasını talep ediyorlar.

  2. Başvuru sahiplerinin her birisi bir de manevi tazminat olarak 5,000 Euro talep etmiştir.

  3. Hükümet, bu taleplere karşı çıkıyor.  Mahkeme, başvuru sahiplerinin her birisine ödemiş oldukları idari para cezası olan 62 Euro’nun maddi tazminat olarak geri verilmesine karar vermiş ancak buna faizin işlenmesine ilişkin talebi reddetmiştir. Mahkeme bununla beraber başvuru sahiplerinin her birisine 1,500 Euro’nun manevi tazminat olarak verilmesine hükmetmiştir.

B. Maliyet ve giderler

  1.  Başvuru sahiplerinden her birisi, Mahkeme’ye başvuru için yaklaşık 1,350 Euro harcadığını söylemiştir.

  2. Hükümet bu talebe karşı çıkmıştır.

  3. Mahkemenin içtihatlarına göre, başvuru sahibinin giderleri ve masrafların ancak bunların yapılmasının gerekli olduğu gösterilip bunlar da emsallerine uygun olduğu zaman gider ve masraflar başvuru sahiplerine geri ödenebilir. Bu davada ise başvuru sahipleri sadece Türkiye Barolar Birliğinin fiyat listesine atıfta bulunup bunu destekleyen herhangi bir destekleyici belge sunamamışlardır.

  1. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizinin üzerine yüzde üç eklenerek hesaplanmasını öngörmektedir.

BU SEBEPLERDEN DOLAYI, MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE;

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna

  2. Sözleşmenin 11. Maddesinin ihlal edildiğine

  3.  

(a)    Sözleşmenin 44/2 maddesine göre Mahkemenin nihai karar tarihinden itibaren ilgili devletin üç ay içerisinde aşağıda belirtilen meblağları, konunun çözüme kavuştuğu tarihin kuru üzerinden kendi para biriminden ödemesi gerekmektedir:

(i)                 Başvuru sahiplerinin her birisine maddi tazminat olarak 62 Euro artı vergiler

(ii)                Başvuru sahiplerinin her birisine 1,500 Euro artı vergiler

(iii)     Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden konunun çözüme kavuştuğu tarihe kadar geçen sürede Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizinin üzerine yüzde üç eklenerek hesaplanmak kaydıyla gecikme faizi ilgili devlet tarafından ödenecektir.

  1. Başvuru sahiplerinin tazminat olarak talep ettiği diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak yazılı 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak, Mahkemenin 77/2 ve 3. Kurallarına uygun olarak        tebliğ edilmiştir.

 

İmza

Abel Campos

Başkatip Yardımcısı

İmza

Guido Raimodi

Başkan

 

 

 

 





Kaynak: Sitemizden haber fotoğraf alınması kesinlikle yasaktır... Hukuki işlem yapılır...
banner697

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
gökhan - 4 yıl önce
eeee...ne desek bilemedim "takdiri ilahi" mi yoksa ülkemde adını unutmaya başladığımız "yüce adalet" mi?
Avatar
ADALET EKMEK SU - 4 yıl önce
işini bilmezsen elin yabancisinda tokati yersin birde vali olup il yöneteceksin o zamanki vali kim bilmiyorum sordum bilende çikmadi herhande o tarihte niğde de vali yokmuş.
Avatar
metin - 4 yıl önce
devletin ödeyeceği tazminatı o dönem ki polislerden almak lazım