Mehmet Âkif Ersoy’un aramızdan ayrılışının 75. yıldönümü. Onu anlatmak kadar anlamak da zordur.
20 Aralık 1873, İstanbul’da Fatih’e yakın Sarıgüzel Mahallesi. Karakter abidesi, inandıklarını tatbik eden Mehmet Akif Ersoy’un dünyaya geldiği tarih ve yer. Arnavut asıllı bir baba ve Buharalı bir annenin en mutlu günü.
Mehmet Akif’in babası Fatih müderrislerinden Kosava’nın İpek kentinde doğan Mehmet Tahir Efendidir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı Tokat’ta doğan H. Emine Şerife Hanım’dır.
Sekiz yaşından itibaren Fatih camiine babası ile birlikte gitmeye başlamıştır. Bunu Fatih Camii şiirinde ifade etmektedir. Akif’in ölmeden kısa bir süre önce kendi yazdırdığı hayatında Arapçayı babasından, Farsçayı Esat Dede aracılığıyla güçlendirdiğini, Fransızcayı ise kendi kendine öğrendiğini ifade etmektedir. Rüştiyeyi bitirince kendisinin tercih ettiği Mülkiye’yi babasının ölümü ve evlerinin yanması nedeniyle bırakıp, Mülkiye Baytar Mektebi’ne girmiş ve birincilikle bitirmişti. Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da baytar olarak görev yapmıştır.
Balkan harbinden sonra görevinden istifa etmiş ve Birinci Dünya savaşı sırasında Teşkilât-ı Mahsusa adına Almanya’ya gitmiştir. Daha sonra Medine ve Necid’e uzanan serüven…
1908 asıl şiirlerinin yayınlandığı yıl, İttihat ve Terakki Cemiyetine giriş, Sırât-ı Müstakîm dergisinin başyazarlığı ve 1911’de Safahât’ın ilk bölümünün çıkarışı…
Mehmet Âkif’in ruh dünyasında Osmanlı Devleti’nin bulunduğu durum çok etki etmiştir. Özellikle Balkan harbi bozgunu onu derinden etkilemiş ardından gelen Birinci Dünya Savaşı şairin ruh dünyasına işlemiştir.
Mehmet Âkif, şahsında birçok müspet vasıfları toplayan Mehmet Âkif’in çocukluğundan başlayalım dilerseniz.
Mehmet Âkif çocukluğunu, Anadolu’nun her motifini yansıtan mahallede doya doya yaşamıştır. Bu ruh ikliminde, orta halli bir ailenin çocuğu babası ile camiye gitmiş, camide bir çocuk edası ile oyunlar oynamıştır. Bir çocuk ruhu, camide hasırlar üzerinde afacanlık Âkif’e yakışır. Çocuklar da caminin süsü değil mi? Gelin bunu Mehmet Âkif’ten dinleyelim.
Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: “Bu gece,
Sizinle camîe gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;
Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!”
Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi
Namaza durdu mu, haliyle koyverir peşimi
Dalar giderdi, ben atık kalınca âzade
Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde.”
Mehmet Akif öğrenim hayatından sonra güreş ile ilgilenmiştir. Yüzmek, taş atmak, koşmak, atlamak gibi beden terbiyeleri ile ilgilendiğini kendi ağzından dile getirmiştir.
Haksızlık Karşısında Mehmet Âkif
Mehmet Âkif –abide şahsiyet- haksızlığa asla müsamaha göstermeyen bir insandı. Yetiştiği ruh iklimi “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” demiyor muydu? Yirmi yıllık meslek hayatına, arkadaşına yapılan bir haksızlığa rıza gelmediği için istifa ederek son veriyordu. Safahat’ın “Asım” bölümünde:
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Bu mısralar Mehmet Âkif’in, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’ in sünneti üzerine kurulu yaşamının gerektirdiği halisane tavırlardır. Hayatı boyunca yaptığı faaliyetlerde bu düşüncelerinden asla taviz vermediğine şahit olabilmekteyiz. Mehmet Âkif, ecdadı karşısındaki saldırılara öfke duymaktadır. Nitekim o sıralarda Tevfik Fikret “Tarih-i Kadim” ve “Tarih-i Kadime Zeyl” isimli eserlerinde değerlerimize saldırmaktadır. Mehmet Âkif’ten şanına yakışır bir gönderme…
Mehmet Âkif’in bu şiirinde karakterinin temelini oluşturan ruh halini görmek mümkündür. Zulüm karşısında susmamak, mazlumun yanında oluş ve zalime karşı hasımlık, ecdada karşı yapılan menfi saldırılar karşısında kendisine yakışan sesleniş, bu sesleniş ile birlikte kendisinin asla susmayacağı, merhamet duygusunu….
Merhamet duygusu, acıma duygusu ki Mehmet Âkif’in diğer şiirlerinde görmek mümkündür. “Küfe” ve “Seyfi Baba” şiirlerinde, şairin insancıl yönünü ortaya koyan acıklı insan hikayelerdir. Duygulanmamak mümkün mü?
Mehmet Âkif hakkında bir dikkat çekici nokta ise yazdıkları hayatın ta kendisidir. Yazdıkları gerçek hayattan birebir alınmıştır. Şiirlerinde hayal ürünlerine rastlamak mümkün değildir. Sadece bir şiirinde kullanmıştır. “Çanakkale Şehitleri” adlı şiirinde “'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;” mısrasında bir hayal ürünü görmek mümkündür.
Kendiside şairane bir tavırla bunu ifade eder. Gerçekçilik ve samimiyet onun mısralarıyla hayat buluyor.
“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…
İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek :
Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!