02.10.2010, 18:10 282

KAMUS NAMUSTUR

İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden oluşmuş içtimai bir sistemdir.”

Yukarıdaki tarif “Dil nedir?”sorusuna Prof. Dr. Muharrem Ergin’in verdiği cevaptır. Bu tanımda iki nokta oldukça dikkat çekicidir. Birincisi dilin, “gizli anlaşmalar sistemi” olması. Mesela Türklerin “taşa” niye taş dediği meçhul olduğu gibi, Farslar “seng”, Araplar “hacer” derler. Bunu “Neden böyledir ?”diye sorguya tutamayacağımız için izahı gizli anlaşmalar sistemi şeklinde yapılmıştır. Ayrıca sebebi meçhul bu gizli anlaşma her millette farklıdır.
Tanımda ikinci önemli unsur;dilin içtimai yani günümüz ifadesi ile sosyal bir müessese olmasıdır. Kanaatimizce dil bir milletin en büyük müessesesidir. Tarihçiler milleti oluşturan unsurları beş başlık altında toplarlar:
1. Dil birliği
2. Tarih birliği
3. Ülkü birliği
4. Vatan birliği
5. Kültür birliği
Dikkat edilirse bir insan topluluğunun millet olabilmesi için sahip olunması gereken ilk beraberlik dil birliği şeklinde ifade edilmiştir. Gaspralı İsmail 1883’te Kırım Bahçesaray’da bu gerçeği şu şekilde beyan etmiştir:
“Dili dilimden, dini dinimden olan bütün Türkler benim milletimdir.”
Yeryüzündeki dilleri incelediğimizde dil ailelerinin dört gruptan oluştuğunu görürüz:
1. Hint- Avrupa dil ailesi (Avrupa, Asya, Hindistan ülkelerinin kullandığı diller)
2. Sami dilleri ailesi (Akadca, Arapça, İbranice)
3. Bantu dilleri ailesi (Afrika ülkelerinin kullandığı diller)
4. Çin-Tibet dilleri ailesi (Çin ve Tibet ülkelerinin kullandığı diller)
Türkçe, Ural-Altay dil grubuna girer. Ural kolunda; Fince, Macarca vb. Altay grubunda Türkçe, Moğolca, Çağatayca yer alır.
Bir milletin, boyları, bölgeleri, şehirleri farklı bir ağız kullanabilir. Bu farklılık ayrı dilleri konuştukları anlamına gelmez. Konuşma bakımından dilimiz üç grupta incelenir:
1. Lehçe: Bilinmeyen zamanlarda Türkçeden kopmuş şekil ve yapı bakımından farklılık arz eden özelliktedir. Türkçenin iki lehçesi vardır.; Çuvaşça ve Yakutça.
2. Şive: Yapı bakımından farklılık arz etmeyen, söyleyiş farklılığına dayanan özelliktir. Şive, dilin bilinen tarihi süreci içerisinde bazı ses ve şekil ayrılıklarıdır. (Kırgızca, Kürtçe, Kazakça, Özbekçe…)
3. Ağız: Bir şive içindeki söyleyiş farklılıklarıdır.( Karadeniz, Muş, Sivas, İstanbul…)

DİLİMİZ VE HALİMİZ

Dünya milletleri arasında en az okuyan ve haliyle de en az kelime ile konuşan milletler arasında maalesef başa güreşmekteyiz. Bu durum zaten ilmiye sınıfına da yansımış ve ders kitaplarımızdaki kelime çeşidi diğer Avrupa ülkelerinin yanında oldukça komik bir rakama düşmüştür. ABD de ilköğretimde okuyan çocukların ders kitaplarında 71 bin kelime bulunur. Bu rakam İngiltere’de 70 bin, İtalya’da 33 bin, Türkiye’de ise 7 bin kelimedir. Ve maalesef çocuklarımız bu 7 bin kelimenin ancak ve ancak ir kaç yüzü ile düşünüp konuşabiliyorlar. Bırakınız çocuklarımızı, bu ülkede aydın geçinenlerin bile dağarcığındaki kelime sayısı binlerle sınırlıdır. Hatta pek çoğu 700- 800 kelime ile ancak konuşabilmektedir. Bunun içindir ki toplum karşısına çıktıkları zaman her cümlelerinin ardından 2 ııı, şeyy, yani…2 gibi manasız ünlemler, ahenk bozucu cümleler peş peşe sıralanıyor.
Peki bu acı tablonun sebebi nedir? Tabi ki birinci ve en gerçekçi sebep: o-ku-ma-mak… Okumuyoruz… Okumuyoruz… Okumuyoruz. Her tür faaliyete her çeşit uğraşa vakit buluyoruz ama okumaya bir türlü fırsat bulamıyoruz. Avrupa ülkelerinde kişi başına 70-80 kitap düşerken bizde ise 700-800 kişiye bir kitap ancak düşüyor. En basiti Ermeni meselesinde bizim sekizde bir nüfusumuza sahip olan Ermenistan kendilerinin haklılığını isbata çalışan 24 bin çeşit kitap basmışlardır. Bu mevzuda bizdeki çeşit 50- 60 sayısına ancak ulaşmıştır.
Peki bizim yazarlarımız yok mu? Kitap gibi kitaplarımız yok mu? Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Cengiz Aytmatov, Emine Işınsı, Mehmet Niyazi, Erol Güngör, Ahmet Kabaklı, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Muharrem Ergin, İbrahim Kafesoğlu, Necmettin Hacıeminoğlu… velhasıl uzayıp giden abide şahsiyetler ve birbirinden harika eserleri.
Ama kaçımız günlük sigaraya verdiği para ile aynı miktarda ayırıp hiç olmazsa 2-3 ayda bir kitap sahibi olmaya çalışıyor.yemeye, içmeye, gezmeye, yüzmeye fırsat bulur; saatlerimizi televizyonun karşısında heba eder ama günlük bir satımızı okumaya ayırmayız.
Bu olumsuz tablonun bir başka sebebi daha var. O da geçmişle olan bağlarımız acayip teorilerle koparıldı ve bir çok eserlerimiz bize yabancı dil gibi gelmeye başladı. İşte 1900’lü yıllardan bir beyit:
“Kilab-ın zulme kaldı gezindiğim nazende sahralar
Uyan ey yalel-i şir’i jian ha bu gafletten”

YOK EDİLMEK İSTENEN TÜRKÇEMİZ

Meselenin bir başka boyutu daha var. O da işlek, kıvrak, nezih, lezzetli dilimizin içine bir takım ucube kelimelerin sokulması ile bir keşmekeşliğe itilme tehlikesi ile karşı karşıya olduğudur. Bir grup kurbağa dili sevdalıları “ulusallığımızı sözcüklerimizin olanakları koşullandıramadığı için gereksinimlerimizi sorguçlayamıyoruz(!)” soytarılığı ile işgüzarlık etmektedirler. Bakınız hangi güzel kelimelerimizin yerine hangi ucube sözcükler yerleştirilmiş: “Milli-ulusal, millet-ulus, şart-koşul, imkan-olanak, netice-skor, edebiyat-yazın, vs…” Belki diyeceksiniz “Ne fark eder canım isteyen istediğini kullansın.” Hayır efendim mesele hiç de bu kadar basit değil. Esaret dilin kaybedilmesi; hürriyet ise herkesin birbirini anladığı bir dil ile başlar. Yukarıdaki kelimelere maalesef her yerde rastlıyoruz. Peki birkaç yıl sonra kitaplarımızda şu kelimeleri görürseniz de ne fark eder, diyecek misiniz?
“Anne-doğurgaç, baba-doğurtgaç, otobüs-oturgaçlı götürgeç, İstiklal Marşı- ulusal
düttürü, vs…” belki bu satırları okurken istihzai bir gülümseme dudaklarınıza takılmıştır. Ama dilimize sahip çıkmazsak bizi bekleyen tehlike bu bahsettiğimizden hiç de aşağı değildir.

YABANCI DİL SEVDASI

Bir milleti sömürge altına almanın birinci yolu onun dilini bozmak ve nesiller arasındaki kültür bağını koparmaktır. M. Necati SEPETÇİOĞLU, Çatı adlı romanında, Anadolu’nun yurt edinilmesindeki en büyük etkeni fethedilen yerlere Türkçe isimler verilmesini gösterir.
Bugün hangi şehre gidersek gidelim büyük büyük tabelalarla karşımıza, İngilizceden Japoncaya kadar her dili görürüz de nedense bir iki muhafazakar esnafın dışında hiçbir yerde Türkçe tabela göremeyiz. Bu neyin özentisidir, nasıl bir anlayışın ürünüdür acaba?
Avrupa ülkelerinde başka dille tabela asanlar önce uyarılır, ardından dükkan sahibi ısrar ederse vergiye tabii tutulur. Fransa’da yabancı dille tabela asanlara uygulanacak vergi mecliste kanunlaştırılmış ve oldukça ağırlaştırılmıştır. Peki neden bizim meclisimizde böyle bir girişimde bulunmayı düşünmüyor. Hatta tarihimizden, edebiyatımızdan, kültürümüzden isimler koymayı özendirecek girişimlerde bulunmuyor. İlginçtir, bizdeki uygulama tamamı ile tersinden gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz yıllarda Eskişehir’de bütün tarihi isme haiz sokaklarımız Rum ve Bizans isimleri ile değiştirilmişti. Buna benzer bir çok örnek yaşıyoruz. Bizim bu yerleşim yerlerimiz ne zamandan beri müstemlekecilerin eline geçti ki isimleri de o işgalci kuvvetler tarafından değiştirildi.

ÇÖZÜM

Türk Edebiyatı tarihinde dilimizin güzelliğini, yüceliğini anlatan, aktaran bir çok isme rastlarız. Bir Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eseri dönemin diğer milletlerine Türkçeyi öğretme adını en büyük girişim olmuştur.
Yine Ali Şir Nevai’nin Muhakemet-ül Lügateyn adlı İki Dilin Karşılaştırması manasındaki eseri Türkçenin, Farsçadan daha da güzel bir dil olduğunu anlatan çok kıymetli bir eserdir. Günümüzde ise yaşanan dil kaosuna en net ve gerçekçi çözümü Ziya Gökalp koymuştur. Gökalp meselenin çözümünü dört madde halinde şu şekilde sıralamıştır:
1. Türkiye Türkçesi dediğimizde kullanacağımız, anlayacağımız dil İstanbul Türkçesi olmalıdır.
2. dilimize girmiş olan anlamı da bütün Türkler tarafından bilinen ama köken itibarı ile Arapça ya da Farsça olan kelimelerimiz dilde yenilik adı altında Türkçemizden çıkarılmamalıdır. (mesela, imkan, hakim vb.)
3. Teknolojik terimlerin aynen kullanılmasında bir mahsur yoktur.(televizyon, teleskop vb.)
4. Kelime türetme adına anlamları kabul görmüş ve edebiyatımızda da kullanılan kelimeleri yok etmemeliyiz.

Nihayetinde asırlar önce Kaşgarlı Mahmut’un, Ali Şir Nevai’nin yaptığı kutsal mücadeleyi bizler de aynı zevk ve heyecanla yapmalı KAMUS NAMUSTUR anlayışı ile hareket etmeliyiz.

DİL DAVASININ BİR BAĞIMSIZLIK DAVASI OLDUĞUNU UNUTMAMALIYIZ.
 
Yorumlar (0)
Son Yorumlar
Kılıçdaroğluna yalan fonu kurup 5 bin TL yatıracağınıza ölen sağlıkçılarımızın ailelerine fon oluştursanız ya işinize gelmiyor değilmi
NORMAL OLAB BU DEĞİL Mİ HERKES İŞİNİ YAPMALI
ilgilenmiyorum artık kendiniz çalın kendiniz oynayın
Doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek il 80,7 yıl ile Tunceli olarak kayıtlara geçerken 90 yaş üstü aşılama yapmak nedendir sizce? Siz eğer birini ölümden kurtaracak olsanız 60 yaşındaki birini mi yoksa 90 yaşındaki birini mi seçerdiniz? Hangisinin (Allah'ın verdiği ömüre tabiki yıl biçilmez) mantıken yaşayacağı yıl daha fazladır? Öyle bir algı yaratılıyor ki 'SIRADAN HALK AŞILANMAYA BAŞLANDI' Hangi halk? 90 yaş üstü halk, peki... 15 Şubatta Okullar açılmaya başlanacak,öyle tasavvur ediliyor, okulların havalandırma sistemleri hakkında bilginiz var mı? İş güvenliği gereği yüksek katlarda camların çok az açılabildiğini biliyor musunuz? 30dk ders 10 dk ara olduğunda KIŞ GÜNÜ çocuklar dışarı çıkacaklar mı aceba? 10 DK havalandırma yetecek mi? Virüs kol gezecek... Öğretmenler, öğrenciler okula girip çıkan herkes evine virüs taşıyacak, ama eğer 90 yaşında ve aşılandıysanız sorun yok :) Allah sağlıkçılarımızdan razı olsun, Rabbim onları darda koymasın ; Haklarınız ödenmez.
Helal olsun hocam.harika tespit zaten bu ülkede kooperatif birlik ancak üreticiye haciz bildirimi yapar destekkkk mi o bi masalll :)
-0°
açık
24_09_2013_02 Image Banner 142 x 60 24_09_2013_02 Image Banner 142 x 60
Günün Anketi Tümü
BOR'da Hangi Yatırım Gerçekleştirilmeli... Geliştirilmeli...
BOR'da Hangi Yatırım Gerçekleştirilmeli... Geliştirilmeli...
Günün Karikatürü Tümü
Namaz Vakti 25 Ocak 2021
İmsak 06:20
Güneş 07:45
Öğle 12:58
İkindi 15:39
Akşam 18:02
Yatsı 19:21
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 20 44
2. Galatasaray 20 39
3. Fenerbahçe 19 39
4. Gaziantep FK 20 35
5. Trabzonspor 20 33
6. Hatayspor 20 32
7. Alanyaspor 19 31
8. Karagümrük 20 30
9. Malatyaspor 20 27
10. Antalyaspor 20 26
11. Göztepe 20 25
12. Rizespor 20 25
13. Sivasspor 19 24
14. Başakşehir 20 24
15. Konyaspor 20 23
16. Kasımpaşa 19 22
17. Kayserispor 19 19
18. Gençlerbirliği 20 19
19. Ankaragücü 19 18
20. Erzurumspor 20 17
21. Denizlispor 20 14
Takımlar O P
1. Giresunspor 18 38
2. Samsunspor 18 36
3. İstanbulspor 17 34
4. Altay 18 32
5. Adana Demirspor 18 31
6. Ankara Keçiörengücü 18 31
7. Bursaspor 18 30
8. Tuzlaspor 18 30
9. Altınordu 17 28
10. Bandırmaspor 18 27
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 18 20
13. Boluspor 18 19
14. Akhisar Bld.Spor 18 16
15. Menemen Belediyespor 17 16
16. Balıkesirspor 18 16
17. Ankaraspor 18 10
18. Eskişehirspor 18 4
Takımlar O P
1. M. United 19 40
2. Man City 18 38
3. Leicester City 19 38
4. Liverpool 19 34
5. Tottenham 18 33
6. Everton 17 32
7. West Ham 19 32
8. Aston Villa 17 29
9. Chelsea 19 29
10. Southampton 18 29
11. Arsenal 19 27
12. Leeds United 18 23
13. Crystal Palace 19 23
14. Wolverhampton 19 22
15. Burnley 18 19
16. Newcastle 19 19
17. Brighton 19 17
18. Fulham 18 12
19. West Bromwich 19 11
20. Sheffield United 19 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 18 47
2. Real Madrid 19 40
3. Barcelona 19 37
4. Sevilla 19 36
5. Villarreal 20 34
6. Real Sociedad 20 31
7. Granada 20 28
8. Real Betis 20 27
9. Celta de Vigo 20 24
10. Cádiz 20 24
11. Levante 19 23
12. Getafe 18 23
13. Athletic Bilbao 18 21
14. Valencia 20 20
15. Eibar 20 20
16. Real Valladolid 20 20
17. Osasuna 20 19
18. Deportivo Alaves 20 18
19. Elche 18 17
20. Huesca 20 13

Gelişmelerden Haberdar Olun

@