Ayhan BARAN ile yıllar önce Bor'daki evinde görüştüm. Saatler süren görüşmem esnasında yanımda annem Fatma Mürşide ÇAYCI da vardı... Bu güzel hanımefendi bize hatıralarını anlatırken zaman zaman gözyaşlarımızı tutamadık. Ayhan BARAN abla da ağladı. Bana epey belge ve bilgi verdi, evinden tarihe ışık tutacak görüntüleri kameramla kaydetmeme izin verdi. Ve oldukça kolaylık gösterdi.
 
Ayhan BARAN Abla hatıralarını naklederken adeta yaşıyor gibiydi. O Atatürk’le geçen anlarını bize bir buket çiçek gibi sundu :
“En ağır şartlarda bile olsa hayat yine güzeldir. Benimle hayatımda bu güzelliğin içerdiği anılarım içinde Atatürk’ün evimizde misafir oluşuyla ilgilerini düşündüğüm zaman üzerime yığılan yıllardan Atatürk’ü görmenin ve onunla konuşmanın bir talih eseri olduğunu bana ispatladığı için bahtiyarım.”
Ki o hayatının bütün dönemlerine yayılan Atatürk’lü günlerin mutluluğunu bize de yaşattı :
Hayatımın her devresi kendi çevresi içinde çok güzel geçmiştir diyebilirim. Bunlardan biri var ki gençlik, orta yaşlılık  ve yaşlılık yıllarımdan uzanarak beni ta derinlere çeker.
Babam 1927 ve 1930 yılları arasında Van valisi idi. Bu yıllar Silan ve Başkale isyanları yıllarına rastlar. Anaokulu öğrenciliğim yıllarında, mesleğine ilk adımını okul müdiresi olarak atanan annem bana bir şiir ezberlettirmişti. Bu şiirin şairini bilmemekle beraber unutamadığım mısralarını aynen size naklediyorum;
 
“Sizi bizi, dizi dizi
Tutup kesmek istemişler.
Ah ne işler, ah ne işler...
Hemen büyük Gazi Paşa
Askeriyle geçti başa.
Yunan’ı boğdu denizde
Kurtulduk hepimizde.
Böyle geldik biz bu yaşa
Yaşa büyük Gazi Paşa.”
 
O ailesinin üstün ilgileriyle de Atatürk ve vatan sevgisini damarlarında hissettiğini her haliyle bize gösteriyordu :
“Türkçe ve Fransızca öğretmeni olan annem Fatmatüzzehra BARAN bana bu şiiri ezbetlettirirken Atatürk sevgisini ve yurdun kurtarılışının şükranını aşılamıştı. Resimli kitaplarda Gazi’ yi, İnönü’yü ve Fevzi ÇAKMAK’ ı seyreder, bu güzel vatan parçasını içime sokacağım gelirdi.”
 
Atatürk’le tanışmaya götürecek süreci de bize şu ifadelerle yansıttı :
“Bu duygularla geçen İstanbul ve Kahramanmaraş’taki okul günlerimin ardından Yozgat’ta bulunan  hayatıma damgasını basacak olan Şubat ayının ilk gününde Atatürk’ümüzün  Bala üzerinden Kırşehir’e müteveccihen hareket ettiği gün, yolları karla kaplanan ve geçit vermeyen Anadolu dağlarında kış acı bir ıslık çalarak tipileniyor, buz gibi kamçısını sırtımıza vuruyordu. Bu program Kırşehir, Kayseri, Niğde ve Adana’yı kapsıyordu. Yozgat ili bu programda yoktu. Babam Bekir Sami, Gazi’yi  Yozgat’a davet için  hazırlıklara başlıyor. Bir arkadaşı tarafından kendisine bildirilen Gazi’ nin bu yolculuğunda Yozgat’ta da konaklamasını  Yozgat’ lılarla birlikte  arzuluyorduk. Vali Konağı mütevazi ve her türlü mefruşattan yoksundu. Yozgat’lı Nizamzade Ailesinin evini hazırlattıran babam,  teçhizatlı bir müfreze jandarma ile yolları kürekle açtıra açtıra  Yerköy’e vasıl oluyor (ulaşıyor) ve Gazi’yi  Kayseri’ye götürecek olan özel trenin şefinden gelmesi gereken zamanın üzerinden birkaç saat geçtiğini öğrenince Çiçekdağı  üzerinden Kırşehir’e hareket ediyor. Gazi Hazretleri babama, ‘Yozgat’a gelirsem hasır üzerinde de olsa senin evinde misafir olacağım’ diyor. Bu haber bir görevli vasıtasıyla  ulaştırıldığı zaman gece yarısı saat 02.00 idi. Evimizi büyük  bir telaş, büyük bir heyecan, büyük  bir sevinç sarmıştı. Dışarda  gittikçe hırçınlaşan kar yağışına karşın evimizle birlikte yüreğimizi de sıcak bir heyecan  sarmıştı.”
 
Ayhan BARAN bize Atatürk’ümüzü karşılama hazırlık ve heyacanlarını da şu şekilde anlattı :
“Annemin nezaretinde büyük bir kalabalığın yardımlarıyla ev Atatürk’ü kabule müsait hale getirilmişti. 3 Şubat günü Yozgat’a gelen Gazi Hazretleri lüzumlu daireleri ve o yıllarda Orta Anadolu çocuklarını yetiştiren Yozgat Lisesi’ni ziyaret etti. Bu ziyaret esnasında  Yozgat’ta görevli olan bir hakimin oğlu Gazi’ nin  fotoğrafını çekmiş. Gazi öğrenciye “ müsaadem olmadan nasıl resmimi çekersin?”  sorusuna öğrenci “ bu fırsatı elime bir daha ne zaman geçireceğim Paşam?” diye cevap vermiş.
Akşama doğru Gazi Hazretleri vali konağını şereflendirmişti. O tarihte Anadolu’da maden kömürü yakma adeti henüz yerleşmemişti. Konak sac sobalarla ve meşe odunu ile teshin ediliyordu. Gazi’yi karşılamak üzere hazır bulunuyorduk. Bizlerle tokalaşan Mustafa Kemal kendilerine hazırlanan odaya değil sanki yüreklerimize giriyordu. Annem bize büyüklerin arasında dolaşmamızın ayıp olacağını söylediği için Sağlık eski  Bakanı olan kardeşim Doğan Baran’ı büyüten  dadısı Emine bizi dört kardeş olarak başka bir odada hikayeler anlata anlata oyalıyordu. Evin içindeki büyük coşku, saz  heyetinin nameleriyle kara kışın dondurduğu Yozgat semalarında ışıklı bir ok gibi yükseliyordu. Birara babama isim verileceği anda bizim de huzurda bulunmamız haberi verilmişti. Emine’nin nezaretinde odaya girdiğimiz  zaman Gazi Hazretleri ve babam  ayakta idi. Babama  ‘Bekir Sami’ öz adı yerine “şahika” anlamına gelen “BARAN” adı, donmaktan kurtarılışının bir nişanesi olarak Gazi tarafından tevcih edilmiş ve hala evimizin en değerli bir parçası olan ve babama  hitaben düzenlenmiş olan 03.02.1934 tarihli mektup da tevdi edilmiştir. Bu mektubun ilaç içinde muhafaza edilen aslı bugün inkılap müzesinde saklı bulunmaktadır. Fotokopisi ise evimizi süslemektedir.
Aradan dakikalar geçmiş, saatler dolmuş ve çocukları çok seven Gazi’ nin bizlerle konuşacağı haberi verilmişti. Gazi’ nin huzurunda o tarihte 4 yaşında olan kardeşim Doğan, onu takiben diğer kardeşim Mete Baran sırasıyla yerini almıştı. Ben ve ablam sıramızı beklerken sonradan Gaziantep kahramanı olduğunu öğrendiğim Kılıç Ali benim belime  sarılarak  ‘Gazi’ yi sever misin?’ diye bana seslendiği zaman,  ilkokul öğrencisi olan ben, iki kolumu yana açarak  ‘bu kadar’ diye cevap vermiştim. Fakat bu soru tevali edip gitmiş ve ben verdiğim  cevapların  karşılık  teşkil etmediğini anlayarak büyük bir titreme içinde  ‘büyük sevgilerim onun  içindir’ sözcüklerini sıralayabilmiştim. Kılıç Ali eğilip Gazi’ nin kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Sıra bana gelmişti. Gazi ellerimden tutarak beni kendisine çekti. Çelik mavisi gözlerini kahverengi  bakışlarımla birleştirerek ‘beni sever misin?’ diye sordu. Gür kaşları arasından sızan çelik bakışları gözlerimi kamaştırmıştı. “Bütün sevgilerim sizin içindir” cevabını verirken başım önüme düşmüştü. Biraz sonra Gazi’ ye baktığım zaman yanaklarından  pırlanta gibi gözyaşları  döktüğünü gördüm. Dünyanın en büyük insanı Mustafa Kemal Paşa, Gazi sevgisiyle ışınlanan bu Türk çocuğu karşısında ağlıyordu.
Oradan nasıl ayrıldım bunu uzun yıllar geçmesine rağmen hatırlamıyorum. Bu büyük anın etkisinden bir lahza bile olsa kurtulamıyorum. Babam bunu takip eden üç yıl süre içinde balo tertip ederek Gazi’ nin evimize gelişini kutladı. Atatürk’ün ebedi hayata intikalinden sonra da babam her şubat ayında bizleri etrafında toplar o geceyi anlatırdı. Odada Yozgat’lı  sanatkarlardan oluşan bir saz heyeti de bulunmuştu. Gazi o gece kendi sevdiği şarkıları ki bunlardan; şahane gözler, kırmızı gülün alı var,  gibi olanlarını  saz eşliğinde  söylemiş, sarı zeybek’i oynamış  ve bizim manasını anlamamız için Türkçe ezan okumuştu. Yemekler arasında annemin yaptığı çerkez  tavuğunu da çok severmiş. Bir ara annemin kulağına eğilerek : Hanımefendi, hayatımda ilk defa samimi bir aile sofrasında bulunuyorum, demişti.”
 
Ayhan BARAN’a ALLAH’a (C.C.) kavuştuğu gün ne Bor Kaymakamı, ne Niğde Valisi, ne de Bor Belediye Başkanı O’nun tarihi kimliğine, yıllarca süren  Bor’da HazineAvukatlığı hizmetlerine, bölgemizde mahalli gazetelerde yazarlık faaliyetlerine ve Atatürk sevgisine saygı ifadesi olarak sahip çıkmadılar! Elbette devleti ikinci plana atarak, siyasîleşerek,  Atatürk karşıtlığıyla beslenen emperyalist güdümlü AKP yöneticilerinin güdümüne girenlerden bu türlü sadakat ve vefa duygusu beklenmeyeceğini de biliyoruz.