İnandığı gibi yaşamayı kendine şiar edinmiş Mehmet Âkif, Berlin’ seyahati esnasında Batı’yı yakından tanıma imkânı bulmuş, Asım şahsında ifade bulan Türk gençliğine:
“Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin;
Giden üç yüz senelik ilmi tez elden edinin.
Fen diyârında sızan nâ-mütenâhî pınarı,
Hem için, hem getirin yurda o nâfi’ suları.” mısraları ile seslenmektedir. Gelecekteki bilimsel gelişmeler hakkında bile bilgiler vermekte, “Atom” çekirdeğinin parçalanacağından bahsetmektedir. Zaman çalışmak vakti idi. Gayret, azim, umut inandığı ve sevdiği kavramlar, tembellik, azimsizlik ve karamsarlık sevmeği kavramlardır.
“Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!”
Bu seyahat dönüşünde “Avrupa’yı nasıl buldunuz?” sorusuna şu cevabı verir: “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi.” Aradan yıllar geçmesine rağmen bu sözlerin geçerliliğini korumakta olduğu aşikârdır. Birilerinin gerici diye bahsettiği Mehmet Âkif’in bilime, Batı’ya bakışı… Batı’nın körü körüne taklit edilmesine karşıdır. Sürekli çalışmanın hüküm sürdüğü, Batı ile marifetlenmiş, millî ve İslamî değerlerle faziletlenmiş bir ülkenin mimarlığına Asım’ı memur kılmıştır. Toplumsal gelişme konusunda Japonya’yı beğendiğini dile getirmektedir. Onların, Batı’nın sadece tekniği alarak kendi değerleriyle yoğurup başarıya ulaştıklarının farkındadır.
Bağımsızlık savaşında başarılı olan “Âsım’ın Nesli”nin, bu işi de başaracak kudrette olduğu inancını taşımış, asla ümitsizliğe düşmemiştir. Onlara hitaben:
“Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” direktifiyle kutlu bir uyarıda bulunmaktadır.
Kızan, ülkesinin bulunduğu durumdan hoşnut olmayan, tartışan, üzülen, acıyan, isyan eden, konuşan… bir insan. İsyanı yolsuzluğa, geriliğedir. Zulme tapan , adli tepen, hakka hiç aldırmayan, kendi rahat olunca dünya yansa baş kaldırmayan insanlara öfkesi. Okulda olması gereken Hasan’ın küfe altında çalışmasına seyirci kalan, Seyfi Baba’yı ölüme terk eden topluluğa, mahalle kahvesinde zaman öldüren, tembel tembel yatanlara isyanı.
Hele söz konusu vatan, millet, Allah olunca, bunlara karşı menfi saldırılarda;
“Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz!
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz.”
Akif’in hayatını ve şahsiyetini Mithat Cemâl, Emin Erişgil, H. Basri Çantay, Cemal Kutay ve Eşref Edip’den okuyanlar insan olan Mehmet Akif’i daha yakından tanıyacaklardır.
Mehmet Akif, bu hasletler yanında duygu bir yüklü insandır. Çanakkale Savaşı kazanılmıştır. Enver Paşa Osmanlı’nın en ücrasına bu haberi yetiştirmek için telgrafın başında. Zafer müjdeliyor. O esnada Mehmet Akif, Necid’de. Enver Paşa, Teşkilat- Mahsusa Reisi Kuşçubaşı Eşref Bey’i aradı. Yer El Muazzam istasyonu. Halk toplanmış büyük bir sevinç, coşku. Haber karşısında Mehmet Akif Kuşçubaşı Eşref Bey’e sarılarak ağlıyordu. Kalabalıktan sıyrılıp bir istasyonun kenarında buluna hurmalıklar arasından vatan şairinin hıçkırıkları ve Çanakkale ile ilgili şiirin meydana gelmesi.
Berlin’de görev esnasında beraber gittiği arkadaşı gösterişli bir otelde büyük bir dairede kalırken kendisi mütevazı bir otelde kalıyordu. Bu olayı Habib Edip Törehan şöyle anlatmaktadır:
“Alman hariciyesi Âkif’e de aynı muhteşem otelde büyük bir daire tahsis etmiş fakat şair, bunu reddeylemişti. Almanlar kendisine muhteşem bir hayat sürmesini teklif ettikleri vakit, verdiği cevap şuydu:
Çok müteessirim ki burada, sizin ücretini verdiğiniz bir otelde oturuyor ve yemek masraflarını da size ödetiyorum. Bu parayı vermeme imkân yok, eğer bu imkâna sahip olsaydım size beş para ödetmezdim. Onun için en asgari masrafı yapmak mecburiyetindeyim. Benim gördüğüm hizmet, yalnız size değil, sizinle müşterek olan memleketime aittir.” Bu olaydaki fazilet örneğini kim takdir etmez ki!
Aynı görev esnasında arkadaşını -Habib Edip Törehan’ı- otele yemeğe davet ediyor, yemek için yine ucuz yemekler söyleniyor. Garson hesabı getiriyor. Âkif her seferinde o hesap pusulasını imzalaması gerekiyor. Garsondan arkadaşının yediğini listeden çıkarmasını istiyor. Garsonun buna lüzum yok demesine aldırmadan titrek elleriyle çantasından bulunan birkaç marktan arkadaşının yemek parasını ödüyor.
Beraber geldiği ve lüks odada kalan diğer arkadaşı ise her gün otelde ziyafetler veriyor, hükümdar gibi yaşıyordu.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!